- Bayraklı’da Ferdi Zeyrek Spor Kompleksi’nde Çalışmalar Sona Yaklaştı
- Çeşme Belediyesinden bayram öncesi anlamlı destek
- İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'den Yeni Dönem Vurgusu: Güne Operasyon Haberleriyle Uyanmayacağız
- MSB Duyurdu: Malatya'ya Patriot Sistemi Konuşlandırıldı
- MHP Lideri Devlet Bahçeli'den Önemli Açıklamalar: 'Türkiye Üzerinde Kumar Oynanacak Ülke Değildir'
Bağırsaklarınızdaki iyi bakterileri nasıl korursunuz?
Bağırsaklarınızda iyi bakteriler azalıp, kötü bakteriler arttığında sağlığınız bozulabilir. İşte bu dengeyi sağlama yolları.
Bağırsaklarda yaşayan bakteri, mantar, virüs gibi mikroorganizmalar ‘mikrobiyota’ olarak adlandırılır.
Vücutta en çok bağırsaklarda bulunan ve yaklaşık 2 kilo ağırlığında olan mikroorganizmalarda denge önemlidir. Yani kötü bakteriler iyilerden fazla olmamalıdır.
Bu dengenin bozulmasının ‘hastalık’ nedeni olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, ortaya çıkan hastalıkları ve dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle açıkladı:

Denge nasıl bozulur?
Doğumdan itibaren genetik faktörler, batı tarzı diyet, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı gibi pek çok faktör bağırsaktaki mikrobiyal çeşitliliği ve miktarı etkiler. Sağlıklı bir bağırsak yapısını korumak ise bu mikroorganizmaların dengede olmasını sağlamak anlamına gelir.
İŞTE GÖREVLERİ
Bağırsak mikrobiyatası 1000’den fazla bakteri türünü içeren farklı tür ve suşlardan oluşmuş geniş bir ekosistemdir. Sayıları trilyonları bulur… Dolayısıyla bu flora ayrı bir endokrin organ olarak değerlendirilebilir ve birçok hayati fonksiyonda görev alır.
Bağırsak mikrobiyatası;
- Karbonhidratların sindirimini,
- Kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesini,
- Safra asitlerinin dengelenmesini,
- Vitamin sentezini
- Zararlı mikroplara karşı bağırsak bariyerinin korunmasını,
- Bağışıklık sisteminin desteklemesini sağlar.
Nelere dikkat etmeliyiz?
1- Yeterince lif tüketin
Sağlıklı bir bağırsak için taze, lifli ve doğal besinleri tercih etmek önemlidir. Diyet lifi, bitkilerde bulunan ve vücudun sindiremediği bir karbonhidrattır. Bağırsak sağlığı ve genel vücut sağlığı için son derece önemli olmasına rağmen, çoğu insan önerilen günlük lif miktarına ulaşamaz. Kadınlar için 25 gram, erkekler için ise 38 gram günlük lif tüketimi, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar.
İki tür lif vardır
- Çözünür lif: Suyu emerek jel benzeri bir yapı oluşturur. Bu sayede dışkıyı yumuşatır ve geçişini kolaylaştırır.
Ayrıca kan kolesterolünü ve kan şekeri seviyelerini düşürmeye de yardımcı olabilir.
Yulaf kepeği, arpa, elma, armut, havuç, baklagiller, tatlı patates, avokado, keten tohumu, chia tohumu, Brüksel lahanası ve brokoli çözünür lif içeren besinlerdendir.
- Çözünmeyen lif: Sindirim sisteminden sindirilmeden geçer ve dışkıya hacim kazandırır. Bu da dışkının daha kolay ve sık geçmesini sağlar. Tam tahıllar, kuruyemişler, salatalık, kabak, yeşil fasulye, karnabahar, lahana, patates, pancar, kuru kayısı, kuru incir çözünmez lif içeren besinlerdendir. Beslenmenize çözünür ve çözünmeyen lifin bir karışımını dahil etmek, kabızlık, şişkinlik ve gaz problemlerini azaltabilir.
2- Susamadan su için
Yeterli sıvı alımı, lifin bağırsaklarda etkin çalışmasını sağlar. Su, dışkının yumuşamasına yardımcı olarak kabızlığı önler ve düzenli bağırsak hareketlerini destekler. Günde 8–10 bardak su içmek sindirimin düzenlenmesi için önemlidir.
3- Hareket edin
Beslenme kadar hareket de bağırsak sağlığı için önemlidir. Günlük 30 dakikalık yürüyüş veya egzersizler bağırsak kaslarını uyarır. Düzenli fiziksel aktivite, sindirim sisteminin doğal ritmini destekler.
4- Öğünleriniz düzenli olsun
Uzun süre aç kalmak ya da öğün atlamak sindirim sisteminizi olumsuz etkileyebilir. Düzenli yemek saatleri, bağırsakların ritmini korur ve kabızlık riskini azaltır.
5- Probiyotik gıdalarla beslenin
Fermente besinlerde mikroorganizmaların çoğu probiyotiklerle aynı veya benzer özellikler gösterir. Probiyotikler, tüketildiğinde özellikle sindirim sistemi için yararlı olan, vücuttaki iyi bakterileri korumayı ve iyileştirmeyi amaçlayan canlı mikroorganizmalar içeren gıdalardır. Diyetinize ekleyebileceğiniz yoğurt, kefir, turşu, peynir, boza, tarhana, gibi fermente besinler zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engelleyerek, mikrobiyatanızı olumlu yönde etkiler.
6- Prebiyotikleri de unutmayın
Probiyotiklerin besin kaynağı prebiyotik besinleri de unutmamak gerek. Tam tahıllar, elma, pırasa, soğan, sarımsak, kakao, muz, kuşkonmaz, yer elması, fındık, tohumlar, kök sebzeler, fasulye, mercimek, nohut ve yeşil çay yararlı bakterilerin beslenip, çoğalmasını sağlar.
Bu yiyecek ve içeceklerden uzak durun
- İşlenmiş gıdalar, fazla yağlı yiyecekler ve gazlı içecekler bağırsak fonksiyonlarını olumsuz etkiler.
- Hazır yemekler, paketli atıştırmalıklar ve kızartmalar sindirimi zorlaştırır, şişkinlik ve kabızlığa yol açar.
- Soda ve gazoz gibi içecekler hem gaz oluşumuna neden olur hem de bağırsaktaki yararlı bakterilerin dengesini bozabilir.
Antibiyotik yok eder
Gerekmedikçe antibiyotik kullanımından kaçının. Çünkü antibi-yotikler, iyi bağırsak bakterileri ile kötü bakteriler arasındaki farkı tanıyamaz. Bağırsaklardaki faydalı bakterileri de yok eder.
Nasıl anlaşılır?
Bağırsak florası bozukluğu şu belirtilerle ortaya çıkar:
- Kabızlık veya ishal
- Mide bulantısı ve kusma
- İştahsızlık
- Yemekten sonra şişkinlik, gaz
- İstemsiz kilo kaybı
Hangi hastalıklar gelişir?
Bağırsak mikrobiyatasının dengesinin bozulmasıyla;
- Kolon kanseri,
- Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi iltihabi bağırsak hastalıkları,
- Obezite,
- Kalp-damar hastalıkları gelişebilir.
Sözcü
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Her 6 kişiden biri 'sessiz katil' ile yaşıyor!
Dünyanın, bilimsel literatürde ‘Yalnızlık Salgını’ (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya olduğunu belirten Doç. Dr. Berke Kırıkka...
İdeal uyku süresi belli oldu
Araştırmaya göre, gecede yaklaşık 7 saat 18 dakika uyumak, özellikle bazı önemli sağlık risklerinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bilim insanları bu sürenin, vücudun metabolik dengesin...
Kışın yavaşlayan metabolizmayı uyandırma zamanı
Mevsim geçişlerinde yorgunluk, ödem ve halsizlik artabilir. Metabolizmanın mevsimsel adaptasyon sürecini destekleyen bahar detoksu; doğru beslenme, su tüketimi ve yaşam tarzı düzenlemeler...
Obezite ve Kilo Artışı Hangi Riskleri Taşıyor?
Obezite, yalnızca “kilo fazlalığı” olarak görülmemesi gereken, tüm vücudu etkileyen bir sağlık durumudur. Yağ dokusunun artması; kalp-damar sistemi, solunum sistemi ve sindirim sistemi üz...
Altı anneden birinde doğum sonrası depresyon görülüyor
Doğum sonrası depresyonun önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken İlknur Okay, belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi durumunda psikiyatriste başvurulması gerektiğini söyledi...
Toz, akciğer hastalıklarını tetikliyor!
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aygül Güzel, günün büyük kısmını kapalı alanlarda geçiren çalışanların gözle görülmeyen sağlık riskleri ile karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Prof....
‘Ramazanda bağırsak tembelliğine karşı pideyi azaltın’
Ramazanda en sık karşılaşılan sorunlar olan kabızlık ve şişkinlikten korunmanın ilk kuralının iftar ve sahur arasında lifli gıda tüketimini maksimuma çıkarmak olduğunu belirten Gastroente...
Ramazan'da böbrek sağlığına dikkat
Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun, böbrek taşı şikayetlerinde artışa neden olabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Cevper Ersöz, “Yeterli sıvı tüketilmemesi idrarın koyulaşması...
'Hurma tüketiminde ölçüyü kaçırmayın'
Ramazan ayında iftar sofralarının vazgeçilmezi olan hurmanın doğru miktarda ve uygun şekilde tüketildiğinde sağlık açısından pek çok fayda sağlayabileceğini belirten Diyetisyen Çağlasu Al...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Usta oyuncu Zafer Ergin hastaneye kaldırıldı: Eşinden ilk açıklama!
Arka Sokaklar’da 'Rıza Baba' karakterine hayat veren ünlü oyuncu Zafer Ergin, hastaneye kaldırıldı. Ergin'in sağlık durumuna ilişkin açıklama yapan eşi Binnaz Ergin, sanatçının vücudunun ...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Her 6 kişiden biri 'sessiz katil' ile yaşıyor!
Dünyanın, bilimsel literatürde ‘Yalnızlık Salgını’ (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya olduğunu belirten Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, “Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik” dedi. Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu da, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu ifade etti.





Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.