Yukarı
453866

Özgür Özel'den çok konuşulacak 'Kılıçdaroğlu' açıklamaları: 'Gönül dünyamda toplu iğne başı kadar yeri kalmadı!'

03 Eylül 2026 12:26

YENİ Parti lideri Özgür Özel, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na "atanan" Kemal Kılıçdaroğlu ile el sıkışmasına ilişkin eleştirilere; "Adli yıl açılışında Kemal Bey yerine geçerken bana doğru gelmeye başladı. Benden 30 yaş büyük bir insan. Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'ya asker kaçağı demek aynı şey. Benim gönül dünyamda Kemal Bey için toplu iğne başı kadar yer kalmadı" diyerek yanıt verdi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde Sözcü TV'nin canlı yayınına çıktı. 

Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "YENİ Parti, hazineden yardım alsın" sözlerini, "Siyasi Partiler Kanunu'nda düzenleme yapmak lazım. hakkaniyetli bir iş olur ama biz sana otobüs de bina da alacağız diyen teyzelerin desteğiyle yola çıktık. Hazine peşinde değiliz" diyerek değerlendirdi.

"EL SIKIŞMA" ELEŞTİRİLERİNE YANIT: "GÖNÜL DÜNYAMDA KEMAL BEY İÇİN TOPLU İĞNE BAŞI KADAR YER KALMADI!"

Özel, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na "atanan" Kemal Kılıçdaroğlu ile el sıkışmasına ilişkin eleştirilere; "Adli yıl açılışında da Kemal Bey geldi yerine geçerken bana doğru gelmeye başladı. Benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış sonuçta adli yıl açılışı ve bütün protokol orada. Ben de kalktım ve daha kalkarken çekilmiş bir fotoğraf. Sonra vay efendim Özgür Özel gülümsedi mi, eğildi mi? Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'ya asker kaçağı demek aynı şey. Benim gönül dünyamda Kemal Bey için toplu iğne başı kadar yer kalmadı" diyerek yanıt verdi.

Özel, konuya ilişkin olarak şunları söyledi: 

"Bir cenazede tokalaşmamak siyasi gerilim yansıtmak cenazeye ve sahiplerine saygısızlık. biri elini uzatmış ve cenazedeyiz o eli havada bırakmak hoş değil. Kemal Bey geldi yerine geçerken bana doğru gelmeye başladı. Benden 30 yaş büyük bir insan. Elini uzatmış sonuçta adli yıl açılışı ve bütün protokol orada. bBn de kalktım ve daha kalkarken çekilmiş bir fotoğraf. Sonra vay efendim Özgür Özel gülümsedi mi, eğildi mi? Özel'in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa'ya asker kaçağı demek aynı şey. Ben nelere 'he' demedim de buralara geldik. Bir kere bu butlan olmazdı. Benim gönül dünyamda Kemal Bey için toplu iğne başı kadar yer kalmadı. Bana yapılanı kolay affederim ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrüm boyunca ne ben affedeceğim ne arkadaşlarım affedecek."

 

Image

"SEN TÜRKİYE'Yİ GEZ, BİZ GENEL BAŞKANLIKTA KALALIM"

“Mutlak butlan” kararının ardından kendisine çeşitli teklifler iletildiğini belirten Özel, Kılıçdaroğlu’yla yalnızca bir telefon görüşmesi yaptığını söyledi.

Özel, kendisine “Grup Başkanı olarak kal. Sen Türkiye'yi gez, biz genel başkanlıkta kalalım. Seçime böyle gidelim.” teklifinin de iletildiğini belirtti. 

Özel, bu öneriye verdiği yanıtın, “Felaket olur, felaket” olduğunu söyledi.

 

“GELDİN, PARTİYİ BÖLDÜRDÜN”

Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerini sürdüren Özel, partinin bölündüğünü savunarak şu ifadeleri kullandı:

"Ama sen geldin, canına okudun şimdi. Partiyi böldürdün. Bizi partiden... Bak, bizim arkadaşlarımızı geldiğin gün ihraç ettin, partinin en bilinen 9 milletvekilini. Yöneticileri ihraç ettin, bütün il başkanlarını görevden aldın, partiyi dağıttın. Bir başka çare kalmadı, millet ‘Yeni yol’a dedi. Yeni yeni bir parti dedi, partiyi böldürdün.”

Anketlerde YENİ Parti’nin yüzde 3-4 seviyesinde oy almasının dahi CHP’nin oylarını etkileyebileceğini belirten Özel, kendisine yönelik eleştirilere de tepki gösterdi.

Kılıçdaroğlu’na yönelik tavrının kolay affedilecek bir mesele olmadığını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ve bu mesele öyle affedilir bir mesele de değil. Neden biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan'a bir kez daha seçim kazandırmak için kurulmuş iktidar planının bir parçası oldular da onun için! Bu kadar net söylüyorum."

"AKP BİR OYUN KURGULUYOR"

CHP’nin 47 yıl sonra birinci parti olduğunu ve belediyelerin nüfusun yüzde 65’ini kapsadığını söyleyen Özel, “mutlak butlan” davasının siyasi bir planın parçası olduğunu savunarak şöyle devam etti:

“Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun kurguluyor. İşte bir siyasi kişiyi önce İstanbul Başsavcısı, sonra bakan yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'ne saldırılıyor ve cumhuriyet tarihinde ilk kez Medeni Kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kuralıyla, tamam mı, bir partiye bir muamele yapıyorlar ve bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun.”

"SÜREÇ" AÇIKLAMASI

Çözüm sürecine ilişkin gelişmeleri ve çerçeve yasaya 'evet' oyu vermelerine ilişkin eleştirileri değerlendiren Özel, şöyle konuştu: 

"Eski gerginlikler yok noktasına gelmeli. Bu süreç yönetilmedi kendi haline bırakıldı ve olay buralara geldi. Gerilim yerine tarafların birbirini hoş görmesi gerek. Hatta şunu hedeflemeliyiz; iki tarafın taraftarlarının birlikte iç içe maç izlemesini sağlamalıyız. Cumhuriyetin 'ilelebet payidar' kalması için doğru jestleri, tedbirleri, hamleleri, güven artırıcı hamleleri ortaya çıkarmak lazım. Süreç böyle yönetilmeli. Aksi olmaz." 

Özel, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmamoğlu'nun da Yavaş'ın da seçime girmesi halinde kazanarak çıkacağını söyledi. 

ÖZEL’DEN İKTİDAR MEDYASINA "TITANIC" BENZETMESİ

Özgür Özel, iktidara yakın medya kuruluşlarının yayın politikalarını eleştirerek dikkat çeken bir benzetmede bulundu.

Özel, "Titanic batarken, biliyorsunuz gemide bir panik başlıyor falan... Gidiyorlar orkestraya 'Daha yüksek sesle çalın, daha yüksek sesle çalın' diyorlar. Ben iktidar medyasının, iktidara yakın bir takım mecraların sürekli iktidar övgüsünü ve muhalefetle uğraşmasını; Titanic batarken balo salonunda daha yüksek sesle çaldırılıp o panik seslerinin duyulmasına engel olunmak için yüksek sesle çaldırılan orkestraya benzetiyorum doğrusu" dedi.

ÖZEL'İN AÇIKLAMALARINDAN SATIR BAŞLARI...

Özgür Özel'in Sözcü TV yayınındaki açıklamalarının tamamı şu şekilde:

“Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında dünyada görülmemiş bir şey, siyaset ve hukuk tarihimizde görülmemiş bir şey yapıldı. İktidarın işine gelmiyor diye ana muhalefet partisinin yönetimi yargı eliyle değiştirildi. Dört kez üst üste seçilmiş Genel Başkan yok sayıldı, iki farklı irade yok sayıldı. Sıfırdan yapılmış, mahallelerden başlayarak seçilmiş tüm delegeler, ilçe ve il, tamamı yok sayıldı. Altı yıl öncesine, pandemi zamanında yapılmış bir seçimin sonucuna giderilip maskeli kurultayın sonucuyla seçilmemiş biri, yetkisi olmayan biri partinin başına getirilmeye çalışıldı. Tabii buna sessiz kalmamız, buna teslim olmamız mümkün değildi. Önce hukuki bir mücadele verdik.

Siyaseten bütün söylenmesi gereken şeyleri, konuşulması gerekenleri yaptık. En sonunda millete sorduk, ‘Ne yapalım?’ diye. Dediler ki ‘Bir yol bulamıyorsan yeni bir yol açacaksın. Sen yola düşeceksin, biz de arkandan yürüyeceğiz.’ Yola düştük, yeni bir yol açtık, YENİ Parti’yi kurduk. Dünya siyaset tarihinde görülmemiş şeyleri yapmaya devam ediyoruz. Çünkü millet böyle istiyor, millet yaptırıyor. Ne benim, ne arkadaşların böyle bir şeye kudreti olamaz. Şöyle bir şey; kurulduğu gün ana marifet partisi olan bir parti yok, kurulduğu gün anketlerde birinci parti çıkan bir parti yok. Bunun arkasında bir tane güç var, milletin gücü. Bizi adeta sırtımızdan ‘Haydi bakalım’ dedi, ittirdi. Milletin gücüyle işte yoldayız, sokaktayız. Meclis’te şimdilik ana muhalefet partisiyiz. Anketlerde birinciyiz ve yepyeni bir binada, yepyeni bir partinin içindeyiz; hep birlikte çalışıyoruz.”

“YENİ NESİL BİR ÜYELİK YAPIYORUZ”

(YENİ Parti’ye akın akın üye olunduğundan bahsediliyor. Üye sayısındaki son rakam nedir?) “Tahmin ediyorum ki şu an baksak 620 bin filandır. 615 bini geçmişti çünkü. Tabii bu rakam meselesinde iki şeye çok dikkat ediyoruz. Birincisi online üyelik var, yeni nesil bir iş. Biliyorsunuz eskiden, hatta bazen siz de diyordunuz, ‘Birisi üye olmuş üç - dört ay olmuş, kaydı gelmemiş…’ Hep böyle şeyler konuşuluyordu. Eskiden partiye üye olmak isteyen biri online üyelik tercih ettiğinde bile en erken üç ayda bitiyordu bu iş. Şimdi 4 dakikada bitiyor. Çünkü çok yeni nesil bir iş yaptık. WhatsApp üzerinden bir link yollanıyor, bilgileri kişi kendisi giriyor. Mesela fotoğraf istiyorduk. Fotoğrafını ister anında kendisi çekiyor, ister en beğendiği fotoğrafını yüklüyor. Kendi üye kartı tasarımının tamamlanmasını izliyor. Aidat bilgilerini, aidat ödemek üzere giriş aidatı ve her ay ödeyeceği aidatı seçip kredi kart bilgilerini veriyor.

Tabii o kredi kartı bilgileri partiye gelmiyor dahi, bankacılık kuralları gereğince. İlgili bankada, İş Bankası’nın bilgilerinde gizli ve özel olarak tutuluyor. Aylık aidat ödemesi bile oradan yürüyor. Buna karar veren ve bu 4 dakikalık işlem sırasında kendini bize tanıtan, mesleğiyle, elbette yaşıyla filan ve ilgi alanıyla… ‘YENİ Parti’de nasıl bir görev istersin?’ ‘Sandıkta dururum.’ ‘Eğitime katılırım’ ya da ‘Sporla, sanatla ilgiliyim…’ Bütün bilgilerini aldığımız bir süreç. En sonunda da Yargıtay yaşaması. Yargıtay’a da arkadaşlarımız çok özenle çalıştılar, web servis üzerinden bağlanıp dijital olarak kayıt yapıyor. Başka partiye üyeliği varsa uyarı getiriyor. Yoksa kaydını yapıyor ve bitiriyor işi. 4 dakikada yeni nesil bir üyelik yapıyoruz.”

“HARCANAN HER KALEMİ ÜYELER VE KAMUOYU GÖRECEK”

(Üyeliklerle ilgili dijitalleşme yaparken bir yandan da aidatlar konusunu bu çerçevede yeniliyorsunuz) “Şöyle bir şey söyleyelim. Şimdi siyasetin finansmanında mesele şu. Nasreddin Hoca’dan beri ‘Parayı veren düdüğü çalar’ diyorlar ya; siz bir parti kurarken, bir holdingden, bir şirketten, bir iş adamından, oradan buradan, bir çıkar çevresinden, şimdi çıkarı olduğunu düşünmediniz herhangi bir yerden bir finansman alırsınız, yarın öbür gün attığınız bir adımı atarken o kişilerin gözünün içine bakmanız lazım. Bizim siyaset yaparken gözünün içine bakacağımız tek kişi, millet. Çünkü bizim bütün finansman kaynağımız ki bunu açıklıyoruz, hatta YENİ Parti’nin kuruluş kurultayında gelen paraların yanında, ilk başta her gün açıklıyorduk bağış kampanyasında, şimdi haftada bir açıklıyor arkadaşlar. YENİ Parti’nin kuruluşunda harcanan kalem kalem her bir kalemi, şu arkamdaki YENİ Parti bayrağına ödediğimiz paraya kadar bütün herkes görecek.

Tüm üyelerimize, kamunun yanında, bu konuda aidat ödeyen herkese karşı böyle bir sorumluluğumuz var. Siyasetin finansmanının en şeffaf olduğu ve bundan sonra Türkiye’ye de örnek olacağı, yarın iktidarımızda da kanunlaştıracağımız, hani bir GRECO kriterleri de denen, zamanında Sayın Davutoğlu ‘Siyasi Ahlak Yasası çıkaralım’ dediğinde Erdoğan’ın ‘İlçe başkanı bulamayız, il başkanı’ dediği kriterleri ve fazlasını YENİ Parti şimdiden hayata geçiriyor. (Bağış miktarı belli mi?) İlk günlerde inanılmaz bir patlama yaşandı. Şöyle söyleyeyim, bağış olarak rekorlar kırıyoruz. 500 milyon lira gibi bir rekora ulaştık. 500 milyonu da geçti, 539 milyon bağış artı üyelik aidatlarını, işte ilk ayda gelenleri filan. Ama bir yandan da şöyle şunu söyleyeyim, bağış açısından çok büyük para. Ben mesela Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği için koşuyorum, maratonda. 20 gün kampanya yapıyoruz filan, 4 milyon toplanıyor. Çok büyük para, Türkiye rekoruydu o zaman. Şimdi 500 milyon büyük para. Ama 81 ilde 973 ilçede örgütlü ana muhalefet partisi açısından bakınca, o zaman küçük para. Neden?

Örneğin bu sene için bize, eski partimizde verilen hazine yardımı bunun 3,5 katı falandı. Gelecek Ocak ayında bizim geçmişteki partiye, biz yokuz, aslında orada tabii bir çelişki var. Artık o parti o parti değil. Ama bugün bize toplanan bağışın dört katı para yatacak Hazine tarafından. AK Parti’ye onun da iki katı. Bizim bugün topladığımız bağışın sekiz katı filan. O açıdan küçük ve mütevazı yani. O yüzden buraya, bu binaya gelenler, katları görenler ve nasıl mesela örneğin bu binada dünya kadar gönüllü arkadaş çalışıyor. Yani 100 personel çalışan bir siyasi merkezden şimdi az sayıda personelin çalıştığı, YENİ Parti gönüllülerinin çay dağıttığı, telefonlara baktığı filan bir sistemin içindeyiz. O açıdan bir siyasi parti için az. Hazine yardımı ile siyaset yapanlarla rekabet etmek açısından az. Ama bu kadar ekonomik sıkıntı varken, YENİ Parti’ye üyeliği birileri korkulacak bir şey, tehlikeli bir şey gibi gösterirken, devlet bütün gücüyle YENİ Parti’nin üstüne gidecek, şunu yapacak falan gibi kurulmadan önceki korkutmalar varken. İnsanlar telefonda bile rahat konuşamıyorken; adını, soyadını, T.C’sini, gelip de kaydolan 615 bin kişi çok önemli bir şey. Tabii burada bu rakam çok daha ileriye gidecek.”

“BİR BEKLENTİMİZ YOK”

(Sayın Bahçeli Hazine yardımı konusunda YENİ Parti’nin bu paydan alması gerektiğini söylemişti) “Orada kalmış 30 milletvekili, burada 90 milletvekili, bütün para orada kalmış. Tabii bizim hani oradan bir para beklentimiz filan kesinlikle yok, öyle bir şey yok. Milletvekili sayısına göre de Meclis’te bulunan partilerin Hazine yardımı almasının hakkaniyetli olacağını söylemişti. Tabii Siyasi Partiler Kanununda düzenleme yapmak lazım. Ona ihtiyaç var. Hakkaniyetli bir iş olur. Ama bize açıkçası Hazine yardım almak için ‘Böyle bir düzenleme yapılsın, bunun peşine düşelim’ falan yerine biz; ‘Yola çık arkandayım’ diyen, ‘Hiç üzülme oğlum sana otobüs de alacağız bina da yapacağız’ diyen teyzelerin rızasıyla yola çıktık. Yani onun dışında bir düzenleme olsun da biz de Hazine yardımı alalım, onun peşinde koşmuyoruz yani.”

“CENAZEDE SİYASİ GERİLİM OLMAZ”

(Kılıçdaroğlu ile adli yıl açılışında tokalaştınız, bunu eleştirenler oldu) “Ya tabii bu hafta iki kez tokalaşma oldu, ikisi de gündem oldu. Bir tanesi rahmetli Cevdet Selvi’nin cenazesinde. Bir tanesi de adli yıl açılışında. Şimdi birincisi bir cenazede tokalaşmamak, benim yanımda eşini kaybetmiş ağlayan Cevdet Selvi’nin eşi, ablamız orada dururken, o cenazeye bir siyasi gerilim yansıtmak cenazeye, cenaze sahiplerine saygısızlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ayrıca yani karşınızda biri elini uzatmış, onun elini bir cenazede havada bırakmak benim asla kabul edebileceğim bir iş değil. Doğru bir yaklaşım değil. Adli yıl açılışında da ben gittim, 10 dakika kadar önceden gittim. Oturuyorum. Kemal Bey de gelmiş, yerine geçerken beni gördü ve bana doğru geldi. Bana doğru geliyor, benden 30-35 yaş büyük bir insan. Bana doğru geliyor. Elini uzatmış. Ve sonuçta adli yıl açılışı Türkiye’nin bütün protokolü orada. Orada işte eli havada.

Ben de kalktım, kalkarken daha toparlanırken ondan sonra bir fotoğraf. Ondan sonra ‘Vay efendim işte Özgür Özel gülümsedi mi?’ Bakıyorum gülümsemiş miyim diye. Hiç öyle gülümseyecek halim yok benim Kemal Bey’e. Ama ‘Özgür Özel gülümsedi mi?’ Belki bir mimik açısından olabilir. ‘Efendim eğildi mi?’ Ayağa kalkarkenki o bir anlık şey işte. Ondan sonra bununla bir sürü laf. Neler yazmadılar? Mesela diyor ki ‘Özgür Özel butlana meşruiyet mi veriyor?’ Ya Özgür Özel’in butlana meşruiyet verdiğini iddia etmekle İsmet Paşa’nın asker kaçağı olduğunu iddia etmek aynı şeydir ya. Demişler ya vaktiyle ‘Askerliğini nerede yapmış?’ Adam Garp Cephesi kumandanı. İsmet Paşa’ya asker kaçağı demekle ‘Özgür Özel Kemal Kılıçdaroğlu’nun yetkisini tanıyor mu, meşruiyet veriyor mu?’ demek aynı şey. Ben neleri ‘he’ demedim de buralara geldik yani. Bir kere ben butlana uğramazdım. Bana açık açık ‘Otobüsün üstünden in, Ankara’ya dön, partinin başında paşa paşa otur, partinin başında kal’ dediler. Yani ‘Ekrem’i unut, Ekrem’e sahip çıkma. Arkadaşlarına yapılan haksızlıklara sahip çıkma. Şehir şehir mitingler yapma, bu iktidarı rahatsız etme’ dediler, ben bunu kabul etmedim. Elimin tersiyle ettim.”

“O SÖZLERİ HİÇ DUYMADIM BİLE”

“Her türlü teklifi, her türlü müzakere teklifini elinin tersiyle itmişim. Birincisi bu. yani ‘Muhalefette kal, hep kal’ diyorlar. İktidar hedefin olduğu zaman seninle uğraşıyorlar. Birincisi bu. İkincisi bu mutlak butlan kararı çıktı. Ne teklifler, ne teklifler... Yani ilk günlerde zaten dedim ki ‘Kurultay tarihi ilan etmeden görüşmem, konuşmam.’ Bir telefon görüşmesi yaptım ve dedim ki ‘Karara ne diyorsunuz?’ Dedi ki ‘Yargı kararıdır.’ ‘Ne yapacaksınız?’ ‘Konuşalım.’ ‘Efendim bana 40 gün içinde kurultay kararı veriyorsanız, partiyi bir seçilmişe teslim edecekseniz sizinle konuşurum’ dedim. Gitmedim, konuşmadım, kabul etmedim. Devamında örneğin işte belediye başkanlarımız gittiler, görüşme yaptılar; ‘Acaba bir kurultay imkanı olur mu?’ Orada görüştükleri partinin işte örneğin Bülent Kuşoğlu. Saklı değil, gizli değil, kime dediği belli. ‘Ya Özgür Bey, Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Neden olmasın?’ gibi laflar.

Hiç duymadım bile. Çünkü öyle bir niyetim yok, hevesim yok. Öyle tekliflerin aslında Türkiye’ye karşı yapılmış teklifler olduğunu biliyorum böyle şeylerin. Sonra yine yansıdı, ben de söylemiştim, doğrulandı, kimsenin de bir şey dediği yok. ‘Grup Başkanı olarak kal. Sen Türkiye’yi gez, biz Genel Başkan olarak kalalım. Seçime böyle gidelim.’ Dedim ki ‘Felaket olur, felaket.’ Bunlar meşruiyet vermek. Yoksa 80 yaşında adam gelmiş, otururken ayağa kalkmışım. Elini uzatmış, elimi uzatmışım. Bir selamı almamak, eli havada bırakmak, zaten benim tabiatımda olan bir şey değil. Doğru bir şey değil. Bazen yanlışlıkla olduğu oluyor, görmüyorsun bilmem ne yapıyorsun. Yanlış yani, kim yaparsa yapsın yanlış.” 

“MEMLEKETE YAPILANI AFFETMEM”

“Benim gönül dünyamda Kemal Bey’e toplu iğnenin başı kadar yer kalmamış. Neden kalmamış biliyor musun? Ben de o kadar kolay affederim ki. Benim en yakınlarımın bana en çok kızdığı konu şudur. ‘Yahu haydi kinci olma da…’ Bana yapılanı kolay affederim. Ama namusuma, şerefime, memlekete bu yapılanı ömrümün boyunca ne ben affedeceğim, ne arkadaşlarım affedecek. Çünkü ya 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız, AK Parti’yi kurulduğundan beri ilk kez yenmişiz. Denemişsin, 14 kere yenilmişsin. İlk kez çıkmışız, yenmişiz. Tayyip Erdoğan’ı ilk kez yenmişiz. 47 yıl sonra partiyi birinci parti yapmışız. Belediyelerde nüfusun yüzde 65’ini almışız. Ege’de tek belediye bırakmamışız.

Türkiye’de belediye almadığımız bölge kalmamış. Böyle bir dönemde AK Parti bir oyun vurguluyor; işte bir siyasi kişiyi, önce İstanbul Başsavcısı, sonra Bakan yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisi‘ne saldırılıyor ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez medeni kanun davalarının görüleceği yerde gidip dava açıyorlar ve boşanma davası için konulmuş mutlak butlan kararıyla bir partiye muamele yapıyorlar. Bunu kabul edip seçilmediğin partinin başına geçiyorsun.”

“KAYYIM İHTİMALİ VARKEN GÖZ KIRPINCA BİTİRDİ İŞİ”

(Bunu nasıl önleyebilirdi?) “Çok basit. Bakın Hikmet Çetin’in yaptığını yapsaydı, şimdi tedavi görüyor… Ona sordular; ‘Kayyım olursa ne olur?’ ‘Görevi kabul etmem. Kapıda gider partiye kimse girmesin diye mücadele ederim’ dedi Hikmet Çetin. Kapıyı ilk günden kapatacaksın. Hikmet Çetin’e ‘Kayyım olarak sizi atasalar ne yaparsınız?’ dediler kayyım ihtimalinin olduğu günlerde. O İBB’ye kayyım atanırken…  ‘Kabul etmem, kapıda kavga ederim’ dedi. (Kemal Bey bunu mu yapmalıydı?) Net olarak. Bakın bu mutlak butlan süreci gündeme geldiğinde ‘Görev kabul etmem, partimi kurultaya götürürüm’ dese AK Parti, Adalet Bakanı eliyle o istinaf mahkemesine o kararı talimatlandırıp da… Bu olmayacak kararı…

Türkiye’deki o alanın hocalarının tamamı makale yazıp altına imza attılar, ‘Olamaz’ diye, ‘Yanlış’ diye. Dersi verenler ‘Olmaz’ diyor yani. ‘Bu mutlak butlan kararı verilirse ben görev kabul etmem’ dese parti karışmayacağı için, bölünmeyeceği için ve hatta buna karşı bir birlik gösterileceği için bunu zaten yapmazlardı. Göz kırpınca, ‘Görev verilirse yaparım. Ne yapayım, kayyıma mı bırakayım?’ dedi ya orada bitirdi işi. Kayyıma bırak. Kayyıma bırak; kayyım para harcayamaz, eleman alamaz, eleman atamaz, siyaset yapamaz, 40 gün içinde kongre yapacak imzayı atar. O kadar. Ama sen geldin, canına okudun şimdi. Partiyi böldürdün, bizim arkadaşlarımızı geldiğin gün ihraç ettin. Partinin en bilinen dokuz milletvekilini. Yöneticileri ihraç ettin, bütün il başkanlarını görevden aldın. Partiyi dağıttın. Bir başka çare kalmadı. Millet ‘Yeni yola’ dedi, ‘Yeni bir parti’ dedi. Partiyi böldürdün. Şimdi anketlerde yüzde 3 - 4 de olsa CHP’yi duyunca ‘evet’ diyen, daha bilmeyen birileri var. Ondan sonra bir de bana dönmüşler diyorlar ki ‘Sen acaba…’ Toplu iğnenin başı kadar gönül dünyamda yer yok. Bu mesele öyle bir affedilebilir mesele de değil. Neden biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan’a bir kez daha seçim kazandırmak için kurulmuş iktidar planının bir parçası oldular da onun için. Bu kadar net söylüyorum.”

“BİZ KONUYA DOĞRU BİR HATTAN BAKTIK”

(En çok gelen sorulardan biri ‘Benim Genel Başkanım, destekliyorum. Ama neden ‘evet’ dedi?’ diyor. Mesela tamamen hepiniz ‘evet’ ya da ‘hayır’ deseydiniz daha kolaydı ama siz daha zoru seçtiniz.) “Çok kısa ve net. Bir terör örgütü ‘Silah bırakacağım’ diyor. Devlet, Milli İstihbarat Teşkilatının yürüttüğü bir çalışmayla görüşmeleri yapmış. Daha sonra da dediğimiz gibi ‘Bu meseleyi Meclis’e getirin’ demişiz ve Meclis’te bir komisyon kurulmuş, kapalı toplantılarda devletin bütün organları gelmiş, bilgi vermiş. Ve deniyor ki ‘Bu kanun çıktığı takdirde terör örgütü hem burada silah bırakacak hem Suriye’de işte YPG artık Suriye ordusuna katılıp varlığını bitirecek. Kuzey Irak'taki varlık bitecek, PKK ve uzantıları silah bırakacak, terör bitecek.’ Devleti yönetmeye talip bir parti, bu kadar bilgiden, bilgilendirmeden sonra buna sadece ‘Su anda iktidarda AK Parti var, bu AK Parti oyunudur’ diye bakamaz.

Biz doğru bir hattan baktık ve dedik ki, ‘Bu ihtimali Türkiye’ye ıskalatamayız. Çünkü bundan sonra şehit gelmemesi, annelerin gözünün yaşının bir daha akmaması… Teröre trilyon dolar gitmiş, 2 trilyon dolar. Bakın trilyon lira demiyorum, trilyon dolar, milyar dolar. Dünyada kaç tane dolar milyarderi var? Trilyon dolar gitmiş teröre. O para Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Pomağıyla, göçmeni ile bu memleketin hepimize birden harcarsa, evlatlarımızın geleceği için harcansa kim tutar bizi? Bu yüzden ilkesel olarak bu ihtimale hayır diyemezdik. Bakın biz o kararı verdik. Geçen gün Suriye’de YPG açıklamayı yaptı. İşte Suriye ordusuna katıldı. Ben buna mı karşı çıkacağım?

Daha düne kadar ‘Efendim söyleyin bakalım PYD terör örgütü müdür değil midir? Siz DEM’le el sıkışıyorsunuz.’ Bakın YPG diye bir şey kalmadı. Şimdi Suriye’de de Irak’ta da İran’da da burada da Kürtlerin bulundukları ülkenin devletine entegre olmaları, oranın eşit vatandaşları olmaları, öyle hissetmeleri, barış içinde yaşamaları, Türkiye’de Kürtlerle Türklerin nerede olursa olsun kardeşçe yaşamaları, bir daha böyle şeylerin yaşanmaması önemli bir şeydir. Biz buna ya da bu ihtmale hayır diyemezdik kurumsal olarak. Bu net. Ve yarın devleti yönetecek partiyiz biz yani. Devlet geliyor size ‘Bakın bu mağaraları boşalttılar, böyle boşaltacaklar, teslim edecekler. Suriye’yi lağvedecekler, Kuzey Irak’ı şöyle yapacaklar. Biz buna ‘Hayır olmaz’ diyemeyiz. Ama hepsinin gözünün içine bakarak dedim ki Meclis’te, ‘Buna en çok hayır demeyi hak eden de biziz, evet demekte de en çok zorlanacak olan da biziz.’

Çünkü bir yanda hapiste olan birileri çıkarken İstanbul’un 3 kere üst üste seçilmiş belediye başkanı, milletin seçtiği cumhurbaşkanı adayı, suçsuz, günahsız dünya kadar arkadaşımız, sırf siyasi saiklerle içeride yatırılırken bizim böyle bir şeye ‘evet’ demekte ne kadar zorlanacağımızı ben bilirim. Ayrıca da YENİ Parti’nin de yeni yaklaşımı, herkes bilir ben geçmişte de katı grup disiplini, zaman zaman hep uyguladık ama gerçek demokrasinin sahadan güçlü gelen milletvekillerinin, güçlü milletvekillerinin sahanın kendi illerini temsil ettikleri kitlenin duygusunu, düşüncesini, endişesini, talebini taşıdığı yerin Meclis olması lazım.

Şimdi tarihi karar vereceğiz ve ben diyeceğim ki ‘Herkes evet’ diyecek. Hatta birileri görmedikleri metni imza attılar. Bir sürü milletvekiline attırdılar. Herkes buna ‘evet’ diyecek. Milletvekili, il ismi vermeyeyim, bir ilde herkes bu ‘evet’ten endişeli iken çok da doğru anlatılamadık kamuoyuna. Onu da doğru anlatmak lazım. Bu ‘hayır’ verilmesini isteyen, kendisinin seçmenleri ile gönül bağını neden koparsın? ‘Ben sana oy verdim ama neden gittin orada benim istediğim gibi oy vermedin?’ demesin. O yüzden şöyle bir karar verdik, kurumsal olarak ‘evet’ ama milletvekilleri örgütüne danışsın, seçmenine danışsın. İlinin duygusuna baksın. Ne gerekiyorsa onu yapsın. Ve böyle milletvekillerimiz Ankara, İstanbul gibi Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerdeki milletvekillerimizden ve yöneticilerimizden, Ankara milletvekillerimizden, bizimle birlikte ‘evet’ oyu verenler oldu ama bir çok yerdeki arkadaşımız da ‘Benim buna hayır demem gerekiyor’ dedi, hayır oyu kullandı. Bizde İYİ Parti’nin verdiği iki katı kadar neredeyse ‘hayır’ oyu verildi ama yine 30’un üzerinde sayıda ‘evet’ oyu verildi. İlkesel duruşumuzu gösterdik. Ama endişemizi şerh koyduk.”

“KARARI VERİP GRUBU SERBEST BIRAKTIK”

(Bugün geldiğiniz noktada bu kararın doğru olduğunu düşünüyorsunuz) “Şunu söyleyeyim. Dün il başkanları toplantısı vardı. 81 il başkanı söz aldı. İl başkanlarımızın da teker teker bakın hiçbir partide yoktur. Elimde dokümanı da var. 81 il başkanının oylamadan bir gün önce hangi görüşü bildirdiği yazılı var elimde. 90 milletvekilinin benim dışımdaki görüşleri var. O gece sabaha kadar düşünüp, nasıl bir şey yapmalıyız diye düşünüp sabah bu kararı arkadaşlarla paylaştık ve grubu serbest bırakıp böyle bir karar verdik. İlk önce itiraz, sonra anlama, hak verme ve şimdi sürecin doğru yönetildiğini teslim etme sürecindeyiz. 81 il başkanı dün geldi burada ve hepsi dedi ki ‘İlk başta kızanlar vardı ama şimdi Genel Başkan doğru yaptı, parti doğru yaptı.’ Sadece evet ya da sadece hayır değil. Çünkü sadece evet bizi başka bir tartışmanın içine sürüklerdi. Hiç itirazları duymamak, şerh düşmemek ve endişeyi dile getirmemek ve sadece hayır demek de… İktidar onu çok istedi. YENİ Parti’nin bu meselenin çözümüne karşı olduğu… Yarın işte düşünün yani YPG silah bırakacak ‘YENİ Parti buna karşı çıkmıştı’ diyecek.

İşin başka tarafları da var. O yüzden kararımızın doğru olduğunu düşünüyorum ve YENİ Parti’nin karar alma sistematiğini, tüm il başkanlarına giden not şudur. ‘Tüm ilçe başkanlarınızla konuşun. Herkes ilçe başkanlarının, il yönetimlerinin görüşlerini Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcımıza WhatsApp’tan bildirsin. O rapor geldi. Grup Başkanvekilleri milletvekillerinin 90’ı ile yüz yüze görüştü. O rapor geldi. Oturduk, kapalı grup toplantısında karar verdik. YENİ Parti böyle bir parti. Bazen risk alması gereken yerde risk alır ama doğru adımlar atması gereken yerde doğru adımları atar. Bu Erdoğan’ın işte bazı endişelerini söylediği, Sayın Bahçeli’nin şeyi. İlk baştan beri bana geldiler bu mevzuyu anlatıyorlar. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder anlattı. Çok da samimiyiz. Meclis’te birlikte görev yaptık falan. Dedim ki ‘Abi bu işte bir yanlışlık var.’ Dedi ‘Niye?’ Dedim ‘Bu işler böyle olmaz ki.’ ‘Nasıl?’ dedi. Bu çözüm süreçlerindeki bu müzakerelerin olduğu süreçlere ‘negotiation’ öncesine de ‘pre-negotiation’ diyorlar. Müzakereler ve ön müzakereler. Bu müzakere öncesindeki süreçlerde büyük bir gizlilik olur, devlet yürütür falan filan. Sonra yavaş yavaş şeffaflık, nasıl bir sonuç alınacağı konusunda hem bir samimiyet hem kamuoyunu doğru bilgilendirilmesi, karşılıklı güven artırıcı adımlar. Sonra karşılıklı yapılan önceden tasarlanmış jestler. Kamuoyunun desteği ve bu işteki samimiyeti herkesin onaylaması… Dedi ‘Doğru söylüyorsun. Dünya böyle yapıyor. Ama biz geçen sefer denedik.

Geçen sefer denedik ki önce çözüm, sonra barış olmadı. Şimdi önce barış sonra çözüm’ dedi. Gülüştük. ‘Ya böyle şey olur mu?’ dedim. O gün öyle konuştuk, o gün şartlar onu şey yapıyordu. Sonrasında bütün görüştüğümüz siyasetçilere hep söyledim. ‘Bu sürece toplumun hazırlanması lazım’ dedim. ‘Bu süreçte karar verildikten sonra atılacak ve atılmayacak adımları konuşmak lazım’ dedim. Şu anda olması gereken yapılmadığı gibi olmaması gereken işler oluyor, yanlış işler oluyor. Futbol stadyumlarına yansıyan yanlış işler oluyor. Yani ama bunu devlet yönetir kardeşim. Bunu siyasi irade yönetir. Biz Meclis’te de bunu anlattık. Mesela yani bir şey söyleyeyim mi? Hani her bir satırı doğrudur, yanlıştır diye değil. Mesela Sayın Demirtaş’ın herhalde bir yıl önceydi, ‘Bu süreçte karşılıklı adımlar atılmalıydı’ diye bir takım önermeleri vardı. Her birisi olur olur, olmaz olmaz demiyorum. Ama öyle şeyler olmalı ki ‘Ya Türkiye'de bu sorun halloluyor’ denilerek eski gerginlikler yok noktasına gelmeli. Yani yavaş yavaş ve pozitif yönde jestlerle herkesin karşı tarafı düşünerek, yani bu işin çözümü ile ilgili endişeleri diğer tarafın endişeli tarafın kitlesini tatmin edecek, rahat ettirecek adımları atması gerekirken bu süreç yönetilmedi, kendi haline bırakıldı ve olmadık işler oluyor yani. Boşu boşuna.”

“KİMSENİN SİNİR UÇLARINI KAŞIMAMASI LAZIM”

“Çok önemsediğim bir mevzu bu. Bu işin başarıya ulaşması lazım. Başarıya ulaşırken de kimsenin sinir uçlarını kaşımaması lazım. Bunu da tek taraflı değil, çift taraflı söylüyorum. Hepimizin üzerimize düşeni fazlasıyla yapmamız lazım. Bu sürecin sonunda şehit ailelerini, gazilerimizi rencide edecek, rahatsız edecek işlerin olmaması lazım. Bu sürecin sonunda artık futbol sahalarında yok bir taraftan ‘ceset torbası’, bir taraftan bilmem ne, bir gerilim falan… Yerine tarafların birbirini hoş görmesi hatta neyi hedeflemeliyiz biliyor musun?

İki takımın taraftarlarının yan yana, iç içe oturabildiği bir maçın oynanabilme ihtimalini gözetmeliyiz biz. Değil ki karşılıklı kötü sloganlar atılıyor, bilmem neler yapılıyor falan. Bu işleri bir tarafa bırakıp hepimizin, siyasetçilerin bu işin Türkiye Cumhuriyeti devletinin bundan sonra Gazi’nin emrettiği gibi veya Gazi’nin müjdelediği gibi ilelebet payidar kalması için hepimizin birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği, bu ülkeye vatandaşlık bağıyla, büyük bir sadakatle 86 milyonun bağlı kalabilmesi için doğru jestleri, doğru tedbirleri, doğru hamleleri, güven artırıcı önlemleri ortaya çıkarmak ve kaygıları gidermek lazım. Bu süreçler böyle yönetilir. Aksi olmaz.”

“İNSANI SİYASETİNİN MERKEZİNE ALAN BİR PARTİYİZ”

(‘CHP’de yüzde 40’lık bir potansiyel vardı, alınan oy genelde yüzde 25 civarındaydı’ deniyor. Sizin şimdiki tavanınızın yüzde 65 olduğu ve yüzde 45 oy alacağınız öngörülerini yorumlar mısınız?) Birincisi biz geçmişte benim soyledigim o yüzde 25’lik cam tavan vardı. Benim bütün meselem o cam tavandı. İlk seçimlerde tuz buz ettik onu. O cam tavan öyle bir şeydi ki örneğin işte X araştırma şirketi 18 ay üst üste partimizi kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 18, 19, 20 ve dağıtılmış hali yüzde 23, 24 ölçer. Seçime girersin. Beş parti - altı parti girersin, yüzde 25 alırsın. Böyle bir yüzde 25’lik cam tavanı hiçbir şekilde aşamayan bir sıkıntımız vardı. Burada en önemli şey şuydu. Bizim partinin geçmişteki en büyük zorluğu, en çok itiraz edilen ikinci partiydi hep anketlerde. Şu anda YENİ Parti en az itiraz edilen parti. Yani YENİ Parti’nin bütün anketlerde karşılaştığı yeni tablo, en az itiraz edilen parti.

Herkesin ikinci partisi. Seçmene kendi partisi soruluyor. Elbette bütün seçmenlerin ikinci partisi değil ama ikinci parti tercihlerinde en önde çıkan parti. Yani YENİ Parti ankette birinci parti çıkmakla birlikte en az itiraz edilen parti çıkıyor ve o yüzde 65’lik potansiyel dediğiniz çok önemli. Eskiden CHP’de yüzde 38 ölçülen maksimum potansiyel ve gerçekleşen yüzde 25 idi. Burada o yüzde 38, yüzde 65 olarak ölçülüyor. ‘Kesin oy veririm’, ‘Veririm’, ‘Verebilirim’in toplamı yüzde 65’lere kadar çıkıyor. Geçmişte en çok itiraz edilen ikinci parti iken şimdi en az itiraz edilen parti olmuş durumda. İşin bu kısmı çok önemli. Zaten bunu sahada her gün görüyoruz. İkincisi şimdi soruyorlar bize; ‘YENİ Parti nerede duruyor? Yani ‘Merkez parti mi olacak?’ (Ben iki gün üst üste sizin haberinizi anons ederken CHP diyecek gibi başladım, sizin de böyle arada oluyor.)  Tabii, grup toplantısında oldu.

Ağzımdan çıkınca da bizim Burdur Milletvekili karşımda gülmeye başladı. Beni de gülme aldı. ‘Gülme, gülme’ dedim. Oluyor böyle şeyler. Söylemek istediğim şu. YENİ Parti yüzde 65’e varabilecek… Tabii yüzde 65 potansiyel varsa yüzde 65 oy almazsın ama bu potansiyel çok önemli. Geçmişe göre çok başka bir yerdeyiz. ‘YENİ Parti’nin durduğu yer, merkez parti mi?’ diye soruyorlar. Şimdi YENİ Parti’nin siyasi olarak durduğu yer şöyle. YENİ Parti merkez parti ama durduğumuz yer merkez. Şöyle… ‘Sağ, sol, merkez falan’ diye demiyoruz. Siyasetin merkezine, insanı, kadını, gençleri, işçiyi, emekliyi, çiftçiyi, esnafı koyan; Türkiye’nin geleceği için endişeli ve bu merkezde siyaset yapan parti.” 

“TÜRKİYE UÇURUMUN KENARINDA”

“Bulunduğu yere herkesi davet eden ama bir kibri olmayan… Yani ‘Gelen gelir, ben ana muhalefet partisiyim. Geleceğin iktidar namzetiyim. Buraya gelen gelir, ben buradayım. Gelmeyenler umurumda değil’ demeyen, sağımızda olsun, solumuzda olsun diğer muhalefet partilerini de hor görmeyen, küçük görmeyen ve onlarla birlikte Türkiye’yi büyük bir uçurumun kenarından kurtarma zorunluluğunun sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir parti. (Türkiye uçurumun kenarında mı?) Türkiye uçurumun kenarında. Öyle bir noktaya geldik ki. Artık devlet bir partiye aitmiş gibi kullanılıyor. Parti devletin sahibiymiş gibi. Bir parti devleti ya da devlet partisi noktasına gelinmiş durumda. Artık ben size neyi anlatayım? Mesela bir küçük şey anlatayım Üsküdar’dan. Çok konuşulacak. Bakın biz Üsküdar’ı kazanmışız. Sayın Erdoğan için önemli bir ilçe. Onlar orayı kaybettiklerine üzüldüler. Arada belediye meclisinde 10 tane falan fark var.

Belediye başkanımıza operasyon yapmışlar, arkadaşlarımızı tutuklamışlar. Belediye meclis seçimi yapmışlar. Belediye meclis seçiminde acayip bir işlere girişmişler. Mesela biri itiraf ediyor. Bugün Grup Başkanvekilimiz bu konuları detaylarıyla anlatacak. Çıkıyor, diyor ki ‘Ben CHP’den seçildim ama oylamada AK Parti‘ye oy vermek zorunda kaldım. Çünkü benim evladım hakkında yurtdışında terör soruşturması var.’ Adalet Bakan Yardımcısı ismini de vererek diyor ki ‘Bana dedi ki bu oylamada gizlice AK Parti‘ye oy ver. Evladını getireceğiz, seni kavuşturacağız.’ ‘Şimdi bizim bundan sonraki süreçte yurtdışında firari olan, terör soruşturmasında olan oğlunu getireceğiz, affedeceğiz. Kavuşacaksınız, oyu böyle ver.’ Adalet Bakan Yardımcısının bu işe giriştiği bir noktadayız. Oylama yapılıyor, biz kazanıyoruz. Oylamaya itiraz ediyorlar. Mahkeme seçimlerin yenilenmesine karar veriyor. Cumartesi gününe gün veriyor. O kararı verdikten sonra altı kişilik bir fark söz konusu olabilir seçimde. Üç arkadaşımızı, ikisi belediye başkan yardımcısı olmak üzere dün gözaltına alıyorlar ki o cumartesi oy kullanamasınlar.” 

“ÜSKÜDAR’I BÖYLE ALMAK MERTLİĞE YAKIŞIR MI?”

“Bu oylamayla cumartesi günü Üsküdar Belediye Başkanvekilliğini kazanmaya çalışacaklar. Olmaz da tut ki oldu. Bakın oylamada oy kullanacak kişileri tehdit etmek, birtakım tekliflerde bulunmak, birtakım şantajlarda bulunmak, ikna edemedikleri üç kişiyi gözaltına almak… (Şu anda gözaltındalar mı?) Oy kullanacaklardan üçünü gözaltına aldılar. O Üsküdar’ı öyle alsalar başkan vekiline tebrik telefonu açıyor Tayyip Bey. Tayyip Bey’in resmini asıp alkışlıyorlar. ‘Üsküdar’ı aldık’ diyorlar. Ya Tayyip Bey; sandıkta kaybettiğin Üsküdar’ı böyle almak mertliğe, yiğitliğe, siyaseti rekabete yakışır mı? Zamanında ‘milli irade, milli irade’ diyordun. Üsküdarlılar seçimi Sinem Dedetaş’a vermişken, senin Sinem Dedetaş’ı içeri attırıp, onun yokluğunda ona teklif, bunlar şantaj, onu gözaltı, bilmem ne yapıp, başkanvekili...

Peki sonra Sinem Dedetaş cezaevinde bekleyecek, sen buraya bir AK Parti’li seçtirmişsin ve ona belediye başkanıymışsın gibi muamele ediyorsun. Arıyorsun, resmini astırıyorsun, alkış yaptırıyorsun. Sinem Dedetaş’ı hangi hakim salacak? Çünkü saldığında gelecek, belediye tekrar CHP’ye geçecek diye düşünülecek. Hangi hakim, hangi cesarette sen bunları böyle yaptıktan sonra Sinem Dedetaş’ı salacak. Bu mu adil yargılama? Bu mu devlet yönetimi?

25 yılın sonunda size emanet edilmiş devleti getirdiğiniz yer bu mu? Adalet Bakanı, Adalet Bakan Yardımcıları, AK Parti’nin belediye meclis seçiminin sonucuna etki etmek için görevlerini, yetkilerini, ‘Terörle suçlanan birisini getirip affedeceğiz, yeter ki sen bize oy ver’ diyecek noktada mı? Kişi masumdur, değildir, suçludur, bilmiyorum. Bildiğim bir şey var. Adam 40 kişinin içinde ‘Kusura bakmayın…’ Çünkü AK Parti’ye oy… ‘Partiyi ben sattım, evladım için yaptım’ diye konuşuyor, 40 kişinin içinde. Konuşanın adı belli, Adalet Bakan Yardımcısının adı belli. (Titanik metaforu) Titanik batarken biliyorsunuz gemide bir panik başlıyor, gidiyorlar orkestraya, ‘Daha yüksek sesle çalın, daha yüksek sesle çalın diyorlar. Ben iktidar medyasının, iktidara yakın bir mecraların sürekli iktidar övgüsünü ve muhalefetle uğraşmasını, Titanik batarken balo salonunda daha yüksek sesle çaldırılıp o panik seslerinin duyulmasına engel olunmak için yüksek sesle çaldırılan orkestraya benzetiyorum. (Seçime ne kadar var?) Normalde 2028’in ilkbaharında seçim var. Öne alırlarsa 2027 sonbaharı olursa bir seneden biraz daha fazla kaldı. Çok, çok 1.5 sene. 

“BÜYÜK BİR MÜCADELE İLE KAZANAN BİZ OLACAĞIZ”

(Nasıl kazanacaksınız?) “Büyük bir samimiyetle, büyük bir cesaretle, büyük bir gayretle kazanacağız. Bu konuda zaten biz 19 Mart günü Cumhurbaşkanı adayımız tutuklanıp, gözaltına alınıp, 23 Mart günü tutuklandığından itibaren durmadan, duraksamamadan her hafta hafta sonu Türkiye’nin bir şehrinde, çarşamba akşamları İstanbul’un bir ilçesinde başladığımız 106 mitingimizde de, bu mitingler ilk başta tepkisel mitinglerdi, daha sonra tepki dozu daha aşağıya, icra dozu daha yukarı doğru gitti. Sürekli en başta emeklilerin olmak üzere, çünkü dünyada emeklisini bu kadar ezen bir ülke yok. Tarihimizin en büyük vefasızlığı ile karşı karşıyayız. Emekliler için. (Emekliler, ‘23 bin lirayla nasıl yaşayacağım?’ diyor) Yaşanamaz. 23 bin lirayla kira bile ödenemiyor bu memlekette. Kirayı ödesen aç kalırsın, karnını doyursan sokakta kalırsın. Emeklilere tarihte görülmemiş bir vefasızlık yapılıyor.

Çünkü onlar dirsek çürüttüler, elleri nasırlandı, gözlük camları büyüdü. Devlet olarak bir gün onlara ‘Yeter sen çalışma. Bugüne kadar sen bize baktın bundan sonra biz sana bakacağız, emeklilik yaşatacağız’ dedik. Şimdi onları bu hale getiriyoruz. Usanmadan söylüyorum. AK Parti iftara gelmeden önce bir emekli maaşının 8 çeyrek altın aldığı günlerden 2 çeyrek altını zor aldığı günlere geldik. Dört kat fakirleştirdi AK Parti emekliyi. Başta emektar olmak üzere, asgari ücretliler olmak üzere, çiftçiler olmak üzere, esnaflar olmak üzere, ayrıca toplumun en kırılgan kesimlerinden bir tanesi gençler ve gençlerin aileleri. Dolayısıyla ev hanımları, çocuklarının geleceğini düşünen, okumuş çocuğun evde ne okulda ne istihdamda olduğunu gören, ya da kendi geleceğinden endişe eden insanlar için biz büyük bir mücadeleye zaten başlamıştık ve ‘Tarihin en büyük seçim kampanyası olacak’ demiştim. O günden bugüne durmadık, arada bir tane de YENİ Parti kurduk. Hiç durmadan da çalışmaya devam ediyoruz. Yayınınız bittikten sonra İzmir’e, Manisa’ya uçuyorum.

Manisa’ya uçuyorum, üzüm üreticileri ‘Genel Başkanımız her yerde işte çayın, fındığın, bütün ürünlerin sorunlarını dile getiriyor, üzümün de ciddi sıkıntıları var, gelsinler’ demiş. Bugün hızla birkaç saatliğine Manisa’ya gidip anneannemin köyü Hacıhalliller’de üzüm bağına gidip, sonra köy kahvesinde üzüm üreticilerinin uğradığı büyük haksızlığı, hala Toprak Mahsulleri Ofisi fiyat açıklamadı. TARİŞ’in mecali yok büyük bir şeyle karşılaşmaya, mücadele etmeye. Birçok zorluklar var. Kuru üzüm ve yaş üzümle ilgili yapılması gerekenleri anlatıp oradan Trakya‘ya geçip, önümüzdeki üç gün de Edirne’de, Kırklareli’nde ve Tekirdağ’da olacağım. Sokakta olacağım. En son Kayseri’den geldik, Karadeniz’den Kocaeli, Kayseri yaptık, şimdi Manisa, Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne yapacağız. Her hafta dört şehre gidiyoruz, insanları dinliyoruz. Sorunlarını bildiğimizi ve çözüm önerilerini anlatıyoruz. Biz iktidarımızı milletle birlikte, şu anda geçmişte hazırladığımız parti programını arkadaşlar hızla daha kısa, daha anlaşılır, daha esnek ama sorunları daha somut olarak çözüm vaad eden bir şekle çevirdi. Şimdi yaptığımız ziyaretlerle bu parti programını seçim beyannamesine ve hükümet programına çeviriyoruz.”

“GÜÇLÜ BİR EKİPLE ÇALIŞIYORUZ”

“(Nasıl oluyor?) Mesela geçen hafta Gebze’de iş insanlarıyla oturduk. Gebze Türkiye’nin ilk 500 şirketinden 64’üne evsahipliği yapan bir ilçe. O ilçede sektörel sorunları, ilin sorunlarını, ilçenin sorunlarını, bu sorunlara nasıl çözüm üreteceğimizi konuştuk. Biz seçim beyannamesine Gebze için ne yazalım diye konuştuk. Artık bu detaydayız. Kayseri’ye gittik KOBİ’lerle bir araya geldik. Güçlü bir ekiple gidiyoruz. Örneğin Kerim Rota dünya kadar bankada çok önemli görevler yapmış. Kerim Rota bizim ekipte, Cumhurbaşkanı Aday Ofisi’ndeydi. Parti Meclisi üyesiydi. Butlan kararının geri dönmesi, Yargıtay‘dan bozulacak ve onların gitmesi durumunda Cumhuriyet Halk Partisi yönetimsiz kalmasın diye orada duran arkadaşlarımız içindeydi. Aslında baba evinde nöbetteydi. Kerim Rota’yı ihraç ettiler geçen hafta. O zaten gönlü bizimle birlikte olan biz arkadaşımız, orada nöbet tutuyordu.

Şimdi geldi. Mesela Kerim Bey konkordato ile ilgili, şimdi KOBİ’lerin en büyük sıkıntısı konkordato diye bir iş var, birisi konkordato ilan ediyor, domino taşı gibi onun ödeyemediğim borç dünya kadar adamı etkiliyor. Bunlarla ilgili çok önemli bilgileri Kayseri’deki iş adamları ile paylaştı. Ya da Ümit Özlale, 40 yaş altı gelecek vaat edenler ödülünü TÜBİTAK’tan aldığında da bu işlerle meşguldü. 600 milletvekili Meclis’te KOBİ’yi en iyi bilen ve KOBİ’ler konusunda yapılması gerekenleri en iyi bilen onun ağzından dinliyorlar. Güldem Atabay’dan ya da ekibimize işte şimdi Bihlun Tamaylıgil bu hafta toplantıda. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın kurucu yöneticisi Bihlun Hanım. Bundan sonra hem sorunu bildiğimizi, genel olarak çözüm önerilerimizi, somut nasıl çözümler üreteceğimizi ve bunu kimlerle yapacağımızı gösteriyoruz. Önümüzdeki kurultayda bu kadroların daha genişlediğini, daha da güçlendiğini, Türkiye’yi bu cendereden çıkaracak olan kadroları ve onların somut vaatlerini vatandaşlarımızla paylaşıyor olacağız. Zaten gittiğimiz bir çok yerde de paylaşıyoruz.

Örneğin ev kadınları ile ilgili, ev kadınlarının eğer mahallelerine bir kreş koyup da çocuğu oraya bıraktırıp onu istihdama yollayamadıysak, ona bir iş bulamadıysak, çocuk bakmak, engelli bakmak, yaşlı bakmakla evde duruyorsa onun priminin devlet tarafından ödenerek ev kadınlarının emekli olmalarıyla ilgili projemizi gittiğim her şehirde kadınlarla, mahalle aralarında, o mahallenin bütün kadınları ile yaptığımız sohbetlerde anlatıyorum mesela. Böyle somut projeleri de YENİ Parti teker teker ilgilisine anlatmaya başladı. Böyle elbette seçim sath-ı mailine girdiğimizde işte beş tane bir projeden, Türkiye’yi etkileyecek, gündemi oluşturacak, YENİ Parti iktidarında kendini insanların sorunlarından kurtulmuş, zenginleşme umudu olan, artık çalışarak araba almanın, ev almanın tekrar mümkün olabileceğini insanların düşündüğü büyük bir kalkınma projesini önlerine koyacağız. Ama ayrıca gerek sektörlere yönelik, gerek şehirlere yönelik, gerekli toplumun çeşitli katmanlarına yönelik olarak spesifik ve hallolamaz algısı yerleşmiş sorunlarına YENİ Parti’nin çözümlerinin teker teker anlatıyor olacağız.”

“10 PUAN FARKLA BU SEÇİMİ ALMAK LAZIM”

(Bunları yaparak sandıkta Erdoğan’ı, AK Parti’yi, Cumhur İttifakı’nı yenebilir misiniz?) “Yeneriz. Dün il başkanlarıma söyledim. Gülümsedi arkadaşlar. Bizim bu yarışta yapmamız gereken, şu at yarışında şey derler bilir misiniz? Beyaz bayrak ayna yaptı. Yani at başladı önde, sona kadar önde gitti ve bitirdi. Bizim önde başladığımız bir yarışta gitgide farkı açarak, milletin gözünün önünde ‘YENİ Parti geliyor geliyor geliyor, geldi’ dedirtmemiz lazım. Yani başa baş bir yarış, veya çelme takılabilecek yakın mesafeden takip edilen bir birincilik değil; her geçen gün büyük bir özgüvenle farkı açan bir şekilde sandığa doğru gitmemiz lazım. Basitinden de şunu söyleyeyim, fark yüzde 1-2 olursa yok sandık güvenliği yok bilmem ne değil. 10 puan farkla bu seçimi almak lazım. Lamı cimi yok.”

“TARİHİN GÖRÜLMEDİK BİR KÖTÜLÜĞÜ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

(Manisa soruşturmaları) Manisa’da ben ilk 2009’da belediye başkanı adayı olduğum gün İlksen vardı yanımda. Demirhan vardı. Ferdi vardı. Gülşah vardı. O beş kişiden şimdi burada bir ben kaldım. İkisini toprağa verdik, ikisini de cezaevine koydular. Tarihin görülmedik bir kötülüğü ile karşı karşıyayız. Kolumuzu, kanadımızı kırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ben aslında öyle bir ortam, bir şey yok ama bir gün bir denk gelse Tayyip Beye şunu söyleyeceğim yani, hani varıp da Anıtkabir töreninde söyleyecek halim yok. Ya diyeceğim ki ‘Siz de iktidara yürürken sizinle de uğraştılar. Siz de cezaevine düştünüz. Yanınızda yatacak kişiyi bile belirlediniz.

Cezaevinde şiir kasetleri okudunuz, 30 bin  ziyaretçiniz geldi. Konforlu bir cezaevinde yattınız, çıktınız. Şimdi karşınızda biz varız. Sizce iktidar yürüyoruz, bir daha engel olmak için örneğin Manisa İl Başkanım, koca Türkiye’deki dört kadın il başkanından bir tanesi. Yedi yaşında evladı var. Gittiler, aldılar. Bir kere tamamen bir yetkisizlik. Manisa’da olan bir olay varsa Manisa’da sorgulanır. Ankara’daki hakim. Daha önce sağdıcım Demirhan Manisa’da, Ankara’daki savcı. Savcı İstanbul’daydı, Demirhan’ı gitti, İstanbul’a aldı, sonra yetkisizlikle itiraz edildi, reddetti, sonra kendisi Ankara Cumhuriyet Başsavcısı oldu, bu sefer dosyayı, İstanbul’daki ‘Ben yetkisizim’ dedi, Ankara’ya yolladı. Yetkili olan yer Manisa olduğu halde. İlksen’de de Manisa olduğu halde, Manisa’da bir şey yok da Ankara’dan kötülük yapacaklar, geldiler İlksen’i aldılar.” 

“İLKSEN BAKANI AK PARTİ İL BAŞKANI SANIYORLAR”

“(İlksen Başkana isnat edilen suç ne?) Ne biliyor musunuz? İlksen’i AK Parti İl Başkanı sanıyorlar. Şöyle ki AK Parti’de bütün ihaleleri, bütün alınanı, verileni, ıvır zıvırI il başkanının haberi olmadan olmayacak ya İlksen’e diyorlar, hem de böyle dünya kadar deli saçması şey var ki mesela ‘Turgutlu OSB’de imar değişikliği’ olmuş diyorlar. Bu soruyu İlksen’e soruyorlar. İlksen diyor ki ‘OSB‘nin imarına belediye bakmaz ki bakanlık bakar. Nasıl olacak o iş’ diyor. Manisa’da yapılmamış bir imar değişikliğinden, rahmetli Ferdi’nin zamanını söyleyerek yapılmamış imar değişikliğini yapılmış sanıp sorguda, ‘Bu imar değişikliğini nasıl yapıldı, bundan parti para aldı mı, belediye para aldı mı, İl Başkanlığı olarak para aldın mı?’ İlksen diyor ki ‘Öyle bir imar değişikliği oldu mu bilmiyorum’ diyor, ‘Olmadığını biliyorum’ diyor. Soruyorlar, öyle bir imar değişikliği yapılmamış bile.”

“MÜTEVAZI BİR EVİ, ARABASI VAR; YAKINIM OLDUĞUNDAN ZULÜM GÖRÜYOR”

(Çember daralıyor gibi bir durum var. Hiç tutuklanma ihtimali görüyor musunuz kendinizle ilgili?) Zaten milletvekiliyiz, dokunulmazlığız var. Ana muhalefet partisi lideriyiz ama kolumuzu, kanadımızı kırmak için, canımızı yakmak için, mücadelemizi aksatmak için, dikkatimizi dağıtmak için, enerjimizi… Ya öylesine kötülükler yaptılar ki. Böyle bir gün otursak, size 6 saate anlatsam nasıl haksızlıklar, nasıl hukuksuzluklar, nasıl yalanlar... Baştan aşağı gördük. İlksen’in ilkokula başlayacak, yedi yaşında, Can diye hepimizin gözünün bebeği bir tanecik oğlu var. Geçen hafta geldi, annesini demir parmaklıklar arkasında görmek zorunda kaldı. Biz hep şey diyorduk Can’a; ‘Ankara’ya toplantıya çağırdık anneni.’ İlksen’in uzaktan yakından hiç ilgisi olmadığı işlerle İlksen’i suçluyorlar. Tek başına aldılar ve şu anda İlksen’e suç icat etmeye çalışıyorlar. İlksen’in suçu nedir biliyor musunuz?

Ben 2009’da aday olmadan önce parti yüzde 6 oy alıyordu Manisa’da. Ben aday oldum, yüzde 14 aldım. Büyük başarı göründü, siyasette önüm açıldı. Yüzde 20 aldık, 24 aldık, 29 aldık, 30 aldık, 33 aldık. Yüzde 60 aldık biz. Yüzde 6 aldığımız yerde yüzde 60 alarak, AK Parti’nin dokuz-10 milletvekilinin altısını çıkarttığı yerde şu anki anketlere göre altı milletvekili çıkaracak güce ulaştığımız… Bir milletvekilinden altı milletvekiline çıktık. Buna ulaştığımız yerde İlksen’in suçu Manisa’da Özgür Özel’e yol arkadaşı olmaktır, Özgür Özel’in memleketinde çok başarılı bir il başkanı olmaktır. Bunun dışında hiçbir şey yok. Demirhan arkadaşımı… (O da danışmanınızdı değil mi?) Şöyle danışmanımdı. Sağdıcım, en yakınım. Demirhan arkadaşımı ‘Bunu alırız, bu Özgür’ün gizli kasasıdır, bilmem nesidir…’ Savcı demiş ki ‘Ya gizli kasa diye getirdi…’ Veya sorguda, mali şubede söylemişler. ‘Bir çatı katı dairede oturuyorsun…’ Çok mütevazi. ‘Bir tane de ucuz araban var. Sen milletvekili olmamışsın, belediye başkanı olmamışsın, herhangi bir yerde bir malın yok, mülkün yok, paran yok. Bu nasıl iş?’ Demirhan’a ‘Özgür Özel’in Ege ayağı filan diyorlardı bir ara. İzmir’in. Demiş ki Demirhan ‘Özgür Özel yapsa yapsa bir garibanın çocuğunu İzmir’de bir belediyeye sokmak dışında bir tek yerden, bir tek şey istemez.’

Bu soruyu Özgür Özel’e Manisa’da da soracak yok, Türkiye’de de yok. Ama zulüm görüyorlar. Niye zulüm görüyorlar? Benim yakınım oldukları için zulüm görüyorlar. Güya bana ulaşmak için zulüm görüyorlar. Güya ‘Bir şey var mı?’ Manisa’da ya adamlar bakmış, imar değişikliklerine. Manisa’da OSB’nin imarı değişmiş. ‘Alalım il başkanını, soralım, sıkıştıralım. Belki bunlar buradan partiye bir şey almışlardır.’ Bakın OSB imarlarından bir partiye bir şey alınıyorsa bu ancak iktidar partisine alınıyor olabilir. Kendilerinden biliyorlar ya. Geliyor bunlara, ‘Efendim filanca şehirdeki filanca OSB bilmem ne istiyor. İşte bir değişiklik…’ Bakanlık yetkisinde ya. ‘Ödediler mi ödemeleri gerekeni?’ diyorlar demek ki partiye. Manisa OSB olunca da sanıyorlar ki bu bizim parti ile ilgili. Yoksa ne alakası var?”

“EKREM BAŞKAN ‘HAKKINI HELAL ET’ DEDİ, SAVCI ARAYA GİRDİ”

(İBB davalarında bugün bazı tahliyeler bekleniyor. Oradaki son durum ne?) “Ya şimdi bir hukuk düzeni işliyor olsa orada işte size derim ki ‘Şu kadar arkadaşın isnat edilen suça göre yattığı yeter.’ Aykut Erdoğdu, herhalde yani ceza verilse yatacağından fazlasını yattı zaten. Bunun gibi çok sayıda bürokratımız, çok sayıda belediye meclis üyemiz, belediye başkanımız, çok haksız yere içeride tutuluyorlar. Ayrıca tamamı büyük bir haksızlıkla yani gizli tanıkların ifadeleriyle ya da itirafçı denilen iftiracıların ifadeleri ile içeride tutuluyorlar. Burada şunu söylemek isterim, çok net bir şey. Bir yandan merkez medyanın köşe yazarları başladılar şunu yazmaya. ‘Ekrem İmamoğlu çok durum zor durumda, yüzüne karşı şunlar söylendi bunlar söylendi’ falan. Olan ne biliyor musunuz? Çok net. Gözaltına alındığından itibaren, 19 Mart’tan itibaren 1,5 yıldan fazla bir süre ilk 10 ayı iddianame çıkana kadar dünya kadar yalan yanlış şeyi olmuş gibi anlattılar.

Hatırlayın ‘Delegelere KİPTAŞ‘tan ev verildi.’ Bir tanesi iddianamede yazmıyor bakın. Ya mümkün mü, ne evi yani? ‘Delegelere KİPTAŞ’tan ev verildi.’ Bir tanesini söyle? Yok. ‘Delegelere cep telefonu dağıtıldı.’ Bir tanesini ispat et, bir tanesini. Hepsinin IMEI numarası falan filan bellidir. Yok. ‘Parkenin altından para çıktı, videosu var.’ Yalan. ‘Bavullarla para taşıdılar’ dedi. İddianamede jammer taşındığı çıktı. Yalan. Dokuz büyük iftira iddianamede çıkmadı. Kimse dönüp de ‘Nerede bu iddialar demedi?’ Sonra tutuklu yargılamalar başladı. İftira atmaya zorlanan bazı kişiler Ekrem Başkan’dan helallik istediler, özür dilediler. Bunların hiçbirisi haberi olmadı. Yani sizler, Sözcü, Halk TV yapıyor bunları. Ama merkez medya. Haber olmadı. Tutuksuz yargılamalar başladı. İlk itirafçı çıktı, Ekrem Başkan dedi ki ‘Ben böyle bir şey mi yaptım?’ ‘Yok yapmadınız’ dedi. ‘Niye söyledin?’ Dedi ki ‘Öyle. Bana hakkını helal ediyor musun? Hakkını helal et abi’ falan filan.

O sırada savcı araya girdi. ‘Bir dakika. Tutuklanmasını talep ediyorum bu kişinin’ dedi. Niye? Çünkü ‘Bu kişi savcılığa söz verdiği gibi ifade vermiyor’ dedi. ‘Biz onu o yüzden serbest bırakmıştık, şimdi tutuklansın bu’ dedi. Şaşkınlık. Ondan sonra çıkan ve güya doğruları söylemesi için yemin eden insanlar, tepede savcı bakıyor. Onun dediği gibi istediği gibi bir şey olmazsa tutuklanmasını talep edecek.” 

“HAKKANİYETLİ BİR HAKİM, TUTUKSUZ YARGILAR”

“İsmail Bey şu kadar nettir. İnsanları alıyorlar, 60 yıllık şirketlerine el koyuyorlar. Çoluğunu, çocuğunu, eşini gözaltına alıyorlar, bazısını tutukluyorlar, bilmem ne. Sonra da diyorlar ki ‘Bak kardeşim sen bu ihaleyi almışsın ya da almamışsın ya, bunun Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla olduğunu söyle, at imza.’ Şöyle şeyler var. ‘Olduğunu duydum, kulağıma gelmişti, bilmem ne olmuştu.’ İmzalıyorlar. Yüz yüze gelince o iftirayla yüzleşiyor ya, Ekrem Bey ya da başkası. Mehmet Murat Çalık’a da yaptılar aynısını. O iftira ile yüzleşiyor ya, doğruyu söyleyeni savcı tehdit ediyor. ‘Alırım içeri, atarım içeri, mal varlığına çökerim.’ Bakın Aziz İhsan Aktaş denen adama suç örgütü dediler, 700 yılla yargıladılar. Masum arkadaşlarımıza dünya kadar iftira attı. En sonunda Aziz İhsan Aktaş’a suçlandığı 700 yıldan iki yıl ceza verip mal varlığını kendisine iade edip serbest bıraktılar. İftira attıkları ceza aldı, içeride yatıyor. Böyle bir süreçle karşı karşıyayız. O yüzden soruyorsunuz ya haklı olarak. ‘Ne bekliyorsunuz?’ Ne bekleyeyim bu durumda. Gerçekten bir hakim hani liglere yurt dışından hakem söylüyorlar.

Öyle bir şey diyecek halimiz yok. Hani yurt dışından. Gerçek bir hakim. Vicdanıyla karar verecek bir hakim, eğitimi ile karar verecek bir hakim, gerçekten baskı altında olmayan normal bir hakimi getirip oturtalım, hakkaniyetli bir şekilde bugün dosyaya baksın. Ekrem İmamoğlu dahil herkesi tutuksuz yargılar. Bir şey söyleyeyim mi? Zaten aksini konuşmak saçmalık. Neden? Aynı iddialarla Tayyip Erdoğan bundan 25 yıl önce tutuksuz yargılanmış. Bir gün gözaltına alınmamış, bir gün hapse atılmamış, cezası birinci kademede kesinleşmiş, tutulmamış. O zaman istinaf yok herhalde. Yargıtay’da onaylanmış, ondan sonra telefonla cezaevine davet edilmiş. Aynı pozisyondaki Ekrem İmamoğlu 1,5 senedir içerde tutuklu yargılanıyor ve 9 Temmuz günü savunma yapacak ‘6 saat, 5,5 saat süren var. Sen ve bütün avukatların’ diyorlar. Üç güne ihtiyacı var savunma için. Yanlış anlamayın, 12 Eylül’de DİSK davasında DİSK’in Genel Başkanı yani örgüt başkanı olarak suçlanan o dönem DİSK’in Genel Başkanı 21 gün savunma yaptı. Toplam 120 gün savunma sürdü. FETÖ’cüler kahraman askerlerimize bunu yapmadılar.

Dünyanın hiçbir yerinde ya Saddam Hüseyin’in savunma hakkı kısıtlanmadı. Nürnberg mahkemelerinde Hitler intihar etmişti, Hitler’in A takımının savunma hakkı kısıtlanmadı. Ekrem İmamoğlu’na savunma yaptırmadılar. (Şimdi yapacak galiba değil mi?) Hayır orada da şöyle. Yapacak. 9’unda sınırlı süre verdi, dedi ki ‘Yetişmez. Beni dünyayla suçluyorsun 5 saatte ben derdimi anlatamam ki avukatlara nasıl süre yetsin?’ Diyor ki ‘1 saat sen konuş 1 saat de avukatların konuşsun, yeter işte’ diyor. ‘Nasıl olacak bu iş?’ diyor. ‘Ben burada 2,5 aydır dinliyorum, kendimi savunacağım, bu kadar şey var’ diyor. O gün yaptırmadı. 18’ine kadar, 18’inde söz istediler, yaptırmadı. İfadesi şu, ‘Size uygun gördüğümüz zamanda, uygun gördüğüm sürede savunma yaptıracağım’ diyor hakim. ‘Uygun gördüğüm sürede.’ Yani diyecek ki ‘Şu gün gel ve şu kadar savunma yap.’ Ya kısıtlayamazsın, yapamazsın. Hele böyle bir davada kısıtlanamaz. Üstüne Ekrem İmamoğlu da dedi ki ‘Madem öyle, savunmamı kitap olarak basıyorum.’ Kitabın basıldığı matbaayı basıp kitabı topladılar. Ya savunma toplanır mı? Sen Ekrem İmamoğlu’nun suçluluğuna inanıyorsan savunmasından korkmaman lazım. Demek ki sen gerçekten iftiracısın ki savunmasının kitabını dahi toplatıyorsun.”

“SİYASET İDDİA İŞİDİR, CÜBBEYİ ÇIKARDI YA CANLI YAYINLASIN”

(Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek ‘Acaba şimdi canlı yayınlanmasını isterler mi?’ dedi) “Evet istiyoruz. Evet. Ekrem İmamoğlu da istediğini söyledi, mahkemede de açıkça ifade etti. Ben hem yol arkadaşı olarak hem partimize katıldı, partisinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Bugün Meclis’i toplayıp kanunu çıkarsınlar, bugün istiyoruz. Bütün mahkemenin yayınlanmasını istiyoruz. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının canlı yayınlanmasını istiyoruz. Ama savunmasına süre sınırı konulup da savunmanın kısıtlamasını kabul etmiyoruz. Ama ne olursa olsun mahkeme canlı yayınlansın, savunma yaptırılmıyorsa onu da millet görsün televizyonda istiyoruz.

Cesaretleri varsa, hani siyaset iddia işi ya, siyasete meraklandı ya. Cübbeyi çıkardı geldi ya. Yiğitse, mertse o mahkemenin canlı yayınlanması için gerekli girişimde bulunsun. Bir Adalet Bakanı isterse mahkemelerin canlı yayınlanması için gerekli olan yasal düzenleme partisi tarafından yapılır. Biz hazırız. Cesaretleri varsa çıksınlar karşımıza. Öyle kadınla uğraşarak, çocukla uğraşarak, arkadaşlarla uğraşarak iş yapılmaz.”

“ANTALYA’DA İKİ DÖNEM ÜST ÜSTE KAZANAN YOKTU”

(Antalya ve Uşak’ta adaylaşma sırasında metot hatası mı oldu?) “Bir kere şunu söyleyeyim. Şimdi Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, daha önce seçilmiş. Antalya bir dönem seçiliyor bir dönem seçilmiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca üst üste Antalya’yı iki kere kazanan parti yok. Anketi yapıyoruz, 1-1.5 puan farkla önde çıkıyor ya da yarım puan farkla geride çıkıyor. Hani bir sürü iddialarda bulundular ya. Adam kendisi ‘Namusum, şerefim üzerine kimseye bir şey yapmadım’ dedi. Sonra Akın Gürlek çıktı, ‘Yakında itirafta bulunacak’ dedi. ‘Manisa’ dedi, başka yalanlar attı. Evladının görüntüleriyle zorlandı. Öyle bir süreç. Biz anketi yaptık ve mevcut belediye başkanının kesin kazandığını görünce aday yaptık. Mevcut belediye başkanı. Uşak milletvekili, üç dönem milletvekilliği yapmış. Ankette birinci çıkmış. Bakın o dönem il başkanımız, kadın il başkanımız geldi, şehirde itirazlar var dedi.

Dedim ki ‘İsim getir.’ Gittiler, çok saygın bir ismi getirdiler. Merkez sağda siyaset yapmış, önemli görevlerde bulunmuş, bilindik bir ismi getirdiler. İkisini ankete koyduk. Mevcut durum, milletvekili olmasının avantajı ile önde çıktı. 3 dönem milletvekilliği yapmış birisi. Sonradan o rezalet ortaya çıktı. Rezaletin ortaya çıktığı gün ‘Onun partimize bizim de Uşak’a sorumluluğumuz var, gereğini yapacağız’ dedim otobüsün üzerinden, 4 saat sonra. Kendisine bu görüntüler gerçek mi, gerçekten yaşandı mı? Olur ya montaj vesaire ıvır zıvır diyecek. Avukatı gidip de sorup gerçek dediği anda partiden ihraç ettik. İki gün sonra toplanan MYK‘yla kesin çıkarma talebiyle disiplin kuruluna verdik. Başka yapabileceğimiz bir şey yok.”

“TESTİ KIRILDIKTAN SONRA YOL GÖSTEREN ÇOK OLUR”

“Bodrum’da bir tane belediye meclis üyesi. Suçüstü gibi bir durum ortaya çıktı. O gün ihraç ettik. Manavgat’ı hemen o gün ihraç ettik. Ama 1000’e yakın belediye başkan adayından 411 tane seçiliyor ve içinden olmadık şeyler çıkıyor. Eğer bunu tespit etmenin bir yolu, yöntemi varsa onu bilen birisi varsa, o gün iyi bilinen birinin sonra özel hayatı ile ilgili bir zaafının olduğu ya da paralı, pullu konularda bir yanlışının olduğu bilinen varsa yapalım. Ama şimdi belirlenen adayların içinden 1000 yıllık partili diye bakıyorsun AK Parti’ye katılıyor. Neden? Önüne dekont koymuşlar. ‘Ya AK Parti’ye katıldı ya Silivri’ye atıl.’ Gidiyor, AK Parti‘ye katılıyor.

Ya da olmadık işlerin içerisine karışıyor, bilmem ne oluyor falan. İşin bu tarafını bilemezsin. Ama testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur. Bir de samimiyet meselesi var. 1 tane, 2 tane, 3 tane Bu kişileri ben kendim ‘benim yakınımdır’ diye aday göstermiş olsam, ‘Özgür Bey, bak eşini, dostunu doldurdun, onlardan da neler çıktı’ olur. Bir tane Çankaya Belediye başkanıdır. Yüzde 100 kazanılan bir yerdir. Çankaya, Anıtkabir’in emanet edildiği, Meclis’in emanet edildiği yerdir. Genel Başkanlar en güvenlikleri kişiyi koyarlar. Ben, Hüseyin Can Güner’e kendisinden çok güvendiğim için kendim koydum. Onun dışında 416’dan tamamı objektif kriterlerle belirlendi ve ayrıca mülakat da yapıldı.

Tanınmayanlara, ilinde çok kişiyle mülakat yapıldı, son ikiye kalanlar, çağrıldı, mülakat yapıldı. Şu anda başka partide ve geçmişte muhalifimiz olan arkadaşlar, hakkımı teslim eder ki ekrana yansıtıp da ‘Şuraya şunu aday gösteriyoruz, buraya bunu aday gösteriyoruz.’ Niye aday gösterdiğimizi, anketi yansıtmadan, gerekçeyi anlatmadan ya da işte ‘Bu arkadaş üzerinde bir koalisyon var, Afyon’un bilmem ne ilçesi, bu arkadaş esnaf odasının başkanı. Şu bunu diyor, bu bunu diyor. Bu sebepten aday gösteriyoruz’ diye gerekçesini makul anlatmadan adaylaştırdığımız bir kişi yok. Ama efendim dünya kadar kişi üzerine baskılar, saldırılar. Bu kadar işin içinde de bir takım yanlış yapanlar var. Yanlış yapan hesabını versin. Ama bunu ayırmanın bir yolu olsa, bizim Kırkağaçlılar’ın dediği gibi ‘Kavun gibi dibini koklamak’ olsa, koklayalım kafasını. Bundan yarın öbür gün pis koku geliyor, bir şey olabilir deyip kenara da ayıralım.”

“SUÇU İŞLEYENLER DIŞARIDA, İFTİRA ATILANLAR İÇERİDE”

(CHP’den birisi nasıl AK Parti’ye gidebilir?) “Şimdi şöyle bakalım, Aydın Belediye Başkanı. 2002 Deniz Baykal milletvekili, 2007 Deniz Baykal milletvekili, 2009 Deniz Baykal Aydın Belediyesi Büyükşehir’deyken aday ve seçiliyor. 2014 Büyükşehir adayı, Kemal Kılıçdaroğlu seçiliyor. 2019 Kemal Kılıçdaroğlu seçiliyor. 2024’e geldiğimizde bu ismi aday yapmamak mümkün mü? Buraya kadar gelmiş ve başarılı görüyor anketlerde falan. Aday yapıyorsun, AK Parti’ye geçiyor. Şimdi 2002’den beri partide aktif görevde olan birisi. Niye geçiyor? Hem de lakap takılmış Topuklu Efe, Oluyor topuklayan efe. Neden? Aziz İhsan Aktaş’la ilgili belediye bir hizmet almış.

Bir faturasını Aziz İhsan Aktaş’a ödetmiş, önüne koymuşlar. ‘Ya içeri gideceksin ya geleceksin.’ ‘Kardeşim veremeyeceğim hesabım yok’ diyemediği için ve diğer arkadaşların göze aldığını göze alamadığı için ya da bir iftiraysa ‘Ben bu iftirayla baş edebilirim’ diyemediği için, demek ki iftira değil ki suçu işleyen dışarıda suçu işlemeyenler iftira atılınca içeride. Böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Veya Afyon Belediye Başkanı. Ya Afyon Belediye Başkanı kaç dönem milletvekili, ondan sonra Grup Başkanvekili, Kemal Bey’in seçtiği. Bizim dönemimizde Grup Başkanvekiliyken anket yapmışız, ilin tek milletvekilini koymusuz önde çıkmış. Gidiyor seçiliyor, kocasının bilmem nesi yüzünden AK Parti’ye katılıyor. Mansur Bey’in güzel bir lafı var. ‘Bu işin diyor sağı solu o partisi bu partisi değil; bu mesele ne sağ, sol meselesi ne parti meselesi, bu mesele karakter meselesi’ diyor Mansur Bey. Hakikaten öyle.”

“ÖYLE ANKETLERLE ‘YENECEĞİM’ DERSİN, BÖYLE YENİLİRSİN”

(Şu anda hiç kimse 50 + 1’e ulaşacak durumda değil…) “Bırakırlarsa Ekrem ve Mansur Başkan, ikisi de ayrı ayrı Erdoğan’ı ilk turda yenecek potansiyeldeler. Yani orada bir sorun yok. İlk turda Erdoğan’ı yeniyor anketlere göre. (Erdoğan Özgür Özel’le yarışsa?) Orada ben kendimi o potanın içerisine sokmak istemem. Benim iki güçlü adayım var. Çünkü bu ülkeye büyük kötülük şuradan yapıldı. Geçmişte Mansur Başkan ve Ekrem Başkan kesin kazanıyordu. Partinin Genel Başkanı da aşağılardaydı. Verdiler gazı, verdiler. Bana da esas düşmanlıkları onların… Ben hep o zamanlar ‘Kazanacak aday, kazanacak aday. Anketlere de bakacağız’ diyordum. Bana haber yolluyorlardı, geliyorlardı; ‘Genel Başkan Özgür’e çok bozuluyor. Böyle yapmasın, bilmem ne yapmasın.’

En son ikna olanımdır ben bu şeye. Bakmayın ondan sonra gönlümüzce destek verdik, kazansın diye her şeyi yaptık ama hep ben Ekrem Başkan’ın aday gösterilmesi, Mansur Başkan’ın aday gösterilmesi, kazanacak birinin aday gösterilip bu seçimin orada bitirilmesini savundum. Kişi kendi ile ilgili bir hevesle kapılınca, Genel Başkan… Etrafı da veriyor gazı. Biraz da anketler - manketler derken, ‘Yok yüzde 40 oldum, 41 oldum, 42 oldum…’ Gösteriyorlar şimdi beni de ‘Erdoğan’ı yüzde 52’ye 48 yener.’ yok kardeşim, yüzde 60’a 40 yenen varken yüzde 52’ye 48 yenen oturacak yerine. Oturacak. 60’a 40 yenen varsa öyle ‘51’e 49, 52’ye 48 yeneceğim’ dersin. Sonra böyle yenilirsin.”

“O HATALAR OLMASAYDI İKTİDAR CUMHURİYET HALK PARTİSİ’YDİ”

(Siz ‘Biz bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Ben teknik direktörüm ve takım kazanacak. Ben yıldızlarımla maçı kazanmaya hazırlanıyorum’ demiştiniz.) “Ben her zaman böyle baktım. Zaten vaktiyle böyle olsaydı şu an ülkeyi Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilmiş… Sonra tabii ki tarafsız olacaktı. Hatta güçlü bir parlamenter sisteme geçiş için vaatlerimiz vardı. Ama şu anda iktidar partisi o zaman Cumhuriyet Halk Partisi’ydi, o gün bu hataları yapmasaydık. Ben geçmişte kendisinin hevesiyle, ihtirasıyla ülkeye kaybettiren örnekten kendisi sorumluluk almak gerektiğinde sorumluluk alan, fedakarlık etmek gerektiğinde fedakarlık eden bir pozisyona kendimi koymuş durumdayım. Kendimle ilgili bir Cumhurbaşkanı adaylığı hevesim asla yok. Net.

(Potansiyeliniz ne olursa olsun İYİ Parti ile de diğer pek çok muhalefet partisi ile de bir aday etrafında birleşerek kazanırsız. Bunu yapacaksınız o zaman?) Tabii. İlk turda kazanacaksınız geniş bir mutabakatla bir adayın arkasında durmak lazım. Geniş bir mutabakatla durmak lazım. Bir kez daha söylüyorum. Kendimle ilgili bir hevesim, bir niyetim yok. Açık farkla kazanan bir başka aday partimden adaylığı kabul ediyor ya da o aday etrafında muhalefet birleşebiliyorsa tutup da böyle ‘Bizden olsun, ben olayım, şu olsun, bu olsun’ diye değil, bu iktidarda değiştirecek, Türkiye’yi demokrasiye döndürecek ve iktidar olma umuduyla ortaya koyduğumuz iktidar perspektifini hayata geçirebileceğimiz bir Türkiye’nin kapısını aralayabilecek kişiyi aday yapacağız.”

“BİZ KAZANIRSAK KAYBEDEN OLMAZ”

(Peki kazandınız. Seçim oldu…) Kaybeden yok işte en güzel tarafı da o. (Türkiye’de bu gidişatı değiştiren lider oldunuz. Siz ve sizin ittifakınız, sizin adayınız kazandı. Böylesine zorlu bir ülke, böylesine zorlu bir coğrafya. Nasıl yöneteceksiniz?) Bir kere biz kazandığımızda ‘Ne olacak?’ diye düşünen 2024 31 Mart akşamı otobüsün üstünden ya da önce salondan yaptığım konuşmayı bir açıp dinlesin. Ben diyorum ki ‘Biz kazandık ama kimse kaybetmedi, Türkiye kazandı.

Bunu bir görev biliyoruz. Bunu ileride Türkiye’yi yönetme sorumluluğumuza açılmış bir kredi olarak görüyoruz. Lütfen kimse davul - zurna çalmasın, havai fişek atmasın, kornalara basmasın. Kaybedeni üzmeyin. Biz çok kaybettik, çok üzüldük.’ (Süleyman Seba gibi.) Onu da söyledim, o gece söyledim.  Dedim ki ‘Ben Beşiktaşlı değilim ama rahmetli Süleyman Seba’nın bir sözü kulağıma küpedir. Yan tarafta bir başka, kaybetmiş takım var. Onları da düşünün, komşunuzu da düşünün. Yatın, kalkın; yarın yeni bir Türkiye’ye uyanacağız.’ Eğer seçimi kazanırsak, seçimi kazandığımız akşam yapacağım konuşmanın özeti şudur. Seçimi biz kazandık ama kimse kaybetmedi. Haksızlık - hukuksuzluk yapan, kanun önünde hesap verecek olanlar hesabını verir. Ama toplumsal olarak bu gece AK Partililerin, MHP’lilerin seçim kaybettiği bir gece değildir. Türkiye bir bütün olarak kazandı. Kutuplaşmayı bitirip kucaklaşacağız.

Artık kimseyi şeytanlaştırmayacağız. Omuz omuza vereceğiz. Birlikte çalışacağız, birlikte kazanacağız, birlikte kalkınacağız, eşitçe bölüşeceğiz. Bu ülke yoksulluğa, işsizliğe, gelecek kaygısına savaş açıyor. Yarından itibaren bu ülkedeki herkesin geleceğe güvenle bakabileceği bir büyük kalkınmayı başlatıyoruz. Bunun için toplumsal barışa ihtiyaç var. Bunun için ötekisi olmayan bir Türkiye’ye ihtiyaç var. Bunun için ‘toplumsal barış’ deyince sadece Kürtlerle Türklerin değil, bütün toplumun tamamının barışmasına ihtiyaç var.

Mesela ‘eşit vatandaşlık’ diyoruz. Bu sadece işte kanun önünde Kürtlerle Türklerin, onla bunların filan değil… Bütün kötü muameleler, ayrımcılıklar ortadan kalkmalı ama esas mesele birisi çocuğuna 77 kuşak yetecek miras bırakırken, birisi evladına sadece yoksulluğu miras bırakıyor. Esas eşit vatandaşlık meselesinde artık etnisitesi ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, nerede doğmuş olursa olsun önemli olan şu. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı doğan bütün çocukların hayata eşit bir yerden başlaması. Okul öncesi, hatta ilk beslenmesinden bebeklikteki bakımından başlayıp, okul öncesi eğitiminden okuluna, okulundaki güvenliğine, beslenmesine ve eğitim kalitesine kadar çocuklara eşitlik imkanların sağlanıp eşit çocuklar olarak bir noktaya getirilmesi, fırsat eşitliğinin verilmesinin sağlanması.” 

“TÜRKİYE PLANLAMA TEŞKİLATI’NI AÇACAĞIZ”

“Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapatmış tuhaf bir zihniyetten 25 yıl sonra iktidarı devralmışız. (Açılacak mı?) Bir başka isimle, Türkiye Planlama Teşkilatı adı altında açılacak. Neden açılacak? Bir yanda 25 - 26 yaşına gelmiş, artık eline tornavida versen nasıl tutacağını bilmeyen, voltmetreyi görmemiş işsiz mühendisler ordusu. Ki işsiz mühendisler asgari ücrete de razı çalışmak için. Bir tarafta ‘Benim istediğim aranan elemanı getir bana, 18 - 20 yaşında. Üç asgari ücret vereyim’ deyip işçiyi bulamayanlar var. Ya da geçen sene rekolte hesabını düzgün yapmayıp, yanlış fiyatlama yapıp, bu sene yüksek rekolteye üzüm stokundan girip geçen sene 120 liraya satılan üzümü bu sene 60 liraya alan…

Düşünün aradaki enflasyonu. Ya da dünyada mesela ‘Hangi ülkede gıda enflasyonu olmaz?’ deseniz, ‘Kendi üreten ülkede olmaz’ dersiniz. Türkiye eskiden kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydi. İnanamadım, bunu kullanana kadar defalarca teyit ettim. Danışmanlara inanmadım, kendim bir daha sorguladım. Türkiye, gıda enflasyonunda dünyada beşinci, enflasyon yüksekliğinde beşinci. Ukrayna, İran… Bu ikisi de bombardıman altında. Venezüella ki başkanını alıp götürdüler. Güney Sudan. Bu dört ülkeden sonra gıda enflasyonunda beşinci. Avrupa’da gıda enflasyon ortalaması yıllık yüzde 2,5, Türkiye’de yüzde 35 İsmail Bey. Bu; kötü planlamadan, yanlış desteklemeden, çiftçiyi doğru ürününe yönlendirmemekten, doğru ürüne yönlendirip o ürününü doğru fiyattan satın alma, ihraç etme ya da iç piyasada doğru şekilde tükettirme yanlışlarından dolayı, gidiyorsun Burdur’da fasulye koparıyorsun, 8 lira tarlada, 200 lira Bodrum’da satılıyor fasulye.

Bakın 8 liralık fasulye Bodrum’da 200 liraya, İstanbul’da 180 liraya, Manisa’da 150 liraya, Burdur pazarında 150 liraya satılıyor. Böyle akıl almaz işler var. O yüzden bizim yöneteceğimiz Türkiye’de her şeyin baştan planlandığı, herkese fırsat eşitliğinin sağlandığı, hızlı bir şekilde, hem vatandaşlık temel geliri ile yoksulluğun belinin kırıldığı yani herkese bir vatandaşlık temel geliri verilecek. O seviye vatandaşın temel gelir seviyesi olacak ve altında kimse bırakılmayacak. Esas mesele bu. Vatandaşlık temel geninin sağlandığı, sosyal güvenliğin sağlandığı, dört adaletin üzerine devletin inşa edildiği. Bir; ilk aklıma gelen mahkemedeki adalet, gerçekten önemlidir. Türkiye’ye yatırım gelmesi boyutuyla da önemlidir, hukuk devletidir. İkincisi; gelir adaleti, üçüncüsü; vergi adaleti, dördüncüsü; sosyal adalet. Sosyal adalet, vergi adaleti, gelir adaleti ve mahkeme adaletinin taşıdığı, dört temel kolonun taşıdığı bir güçlü devlet inşa etmemiz lazım. Bu olmazsa olmaz. Bu olduğu anda bütün sorunlar çözülecek. Çünkü sosyal adaletsizlik insanların yaşamda, toplumsal yaşam içinde karşılaştıkları tüm adaletsizlik.”

MELİH GÖKÇEK SORUŞTURMASI

(Gökçek ailesi ile ilgili soruşturmada neler oluyor sizce?) “İsmail Bey, bunlar benim tanıdığım kişiler. Hem AK Parti, hem Adalet Bakanı hem de Gökçek ailesi. Vallahi burada ne olur biliyor musunuz? Burada kayıkçı kavgası olur. Burada ne olur biliyor musunuz? -Mış gibi yaparlar. Ne olur biliyor musunuz? ‘O dosya zaten soruşturulmuştu, yoktu bir şey’ deyip üstünü kapatırlar. Melih Gökçek hakkında geçtiğimiz beş yılda Mansur Yavaş 96 yolsuzluk dosyasını tüm kanıtlarıyla, suç duyurusu haline getirip, savcılığa yollarken ‘Koş yetiş’ dediler, Süleyman Soylu geldi araya girdi. 96 dosyayı aldı, üstüne oturdu kalkmadı. O dosyaların bir tanesinin bir yaprağı açılmadı. 96 Melih Gökçek dönemine ait satın alma, ihale, imar yolsuzluklarının bulunduğu dosyalar. Savcılığa bile intikal ettirilmeyen, Süleyman Soylu eliyle alınıp, aldırılıp, Süleyman Soylu kendi almaz ‘Al’ demişlerdir, alır.

Üstünde oturulup Melih Gökçek hakkında bir tek soruşturma açılmasına izin verilmedi. Şimdi ne oldu? Murat Ağırel gitmiş Almanya’da tapusuyla falan Melih Gökçek'in işte çocuğunun, gelininin üzerine malikaneleri bilmem neleri bulmuş, ortaya koymuş. Toplumsal bir infial yükselince diyorlar ki ‘Biz bu dosyadan soruşturma açıyoruz.’ Bir kere bakın bugün sabah cumartesi günü Üsküdar Belediyesi’nde oylama olacak. İkisi belediye başkan yardımcısı, üç kişiyi, hatta bir tanesi de geçmişte AK Parti’de siyaset yapan birisi de olmak üzere belediye meclis üyesini gözaltına almışlar ki oy kullanmasınlar diye. Sabah 06.00’da kapıdan giriyorlar. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bir dalga daha operasyon buluyor.

Sabahın köründe 05.30’da 30 küsur haneye dalıyorlar. Benim il başkanımı ya da en yakın yakın arkadaşlarımı sırf beni yıldırmak için koşuyorlar, alıyorlar. Manisa’dan alıp İstanbul’a, İstanbul’dan Gaziantep’e, Manisa’dan Ankara’ya getiriyorlar ve zulmediyorlar. Melih Gökçek’e, ‘Melih Bey bir maniniz yoksa cuma günü öğleden sonra saat 16.00 gibi ifade vermeye çağırıyoruz sizi’ diyorlar. Bu mu eşit adalet? Bakın herhangi bir CHP’linin böyle ifadeye çağrıldığını gördünüz mü? Madem bu devlet herkese eşit davranıyorsa, Melih Bey’in de kapısına sabah 05.00’te 300 tane polisle gideceksin. Alıp dört gün tutacaksın. İşine geldiği nöbetçi hakim olana kadar oyalayacaksın. Üçüncü günse üçüncü gün, dördüncü günse dördüncü gün hakim karşısına çıkarıp tutuklatacaksın. Melih Gökçek’i de bir tutuklu yargılayacaksın. Ya da benim arkadaşlarıma da Melih Gökçek’e yaptığın muameleyi yapacaksın.”

“BİZE ŞAFAK OPERASYONU, GÖKÇEK’E ‘GELİR MİSİN?’”

(Gökçek cuma günü şüpheli sıfatıyla ifadeye gidecek) “Niye Ekrem İmamoğlu ya da niye herhangi birisi ya da niye sizin biraz önce bahsettiğiniz herhangi bir arkadaşımız şüpheliyken şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmıyor da polis tarafından gözaltı kararıyla götürülüyor, kaçma şüphesi varmış diye belediye başkanı. Melih Gökçek bugün bu aralarda kaçarsa ne olacak? Kaçmaz da ona gerekli garanti verilmiştir. Demek istediğim şu, bir tarafa sabah 06.00 şafak operasyonu, bir tarafa ‘Akşamüstü 16.00’da ifadeye gelir misin?’ Bu somut kanıtlar bugünün işi. Bir Allah’ın kulu ‘Ya bu geçmişe dönük şuna da bakıyorum’ diyerek kendine PR yapanlara söylüyorum. Bu 96 tane üstüne Süleyman Soylu’nun çöktüğü, önceki dönem AK Parti dönemine ait 96 yolsuzluk dosyasından 96’sından birden Melih Gökçek’e niye soruşturma açmıyorsun? Ekrem İmamoğlu’na her iftiracının söylediği 156 şeyi soruyorsun da…

Örneğin Beşiktaş Belediye Başkanını 60’a yakın şeyden suçladılar 56’sından beraat etti. Sanki 60’ı da doğruymuş gibi anlatıldı. O dört kez ceza aldığında da tamamı kişi beyanı. Bir tane kanıt yok bak. 60’ını da sordun. Buna bu 96’sını niye sormuyorsun? Melih Gökçek’in ne özelliği var da kendinden sonraki Büyükşehir Belediye Başkanı, böyle dosyayı kanıtlarıyla hazırlamış tam savcıya vereceksen baktırmıyorsunuz. İstanbul Büyükşehir’in bir önceki dönemi hakkında Ekrem İmamoğlu’nun 32 suç duyurusunun 32’sine de yine Süleyman Soylu el koymuştu. Nerede o dosyalar? Savcı hiçbir suç isnadı bile yokken, hedefte kim var? Üsküdar Belediyesi. Hedefte kim var? Gaziosmanpaşa Belediyesi. ‘Getirin bakalım bütün dosyaları.’ Dosyadaki bütün işadamlarına soruyorlar. ‘Yok’ diyeni tehdit edip ‘Bir şey vardır vardır’ diyorlar da bir şey var iddia edilen 96 dosyaya niye bakılmıyor? Benim anlatmak istediğim bu. Son Murat Ağırel’in gazetecilik başarısıyla artık Ağrı Dağı gibi çıkmış gerçek ortaya, o soruyu sorup şüpheli sıfatıyla, ‘Gelir misin, sorar mısın, evine döner misin?’ Bu nedir ya?”

“UĞUR MUMCU SUİKASTİNE AYRI BAKMAK LAZIM”

(Adalet Bakanlığı merkezi birtakım adımlar atılıyor. Uğur Mumcu’nun ailesiyle görüşülüyor) “Uğur Mumcu dönemine dikkat edelim biraz, dikkatli konuşmak lazım. Uğur Mumcu Ailesi’nden birilerini alalım. Çünkü orada kaygı, suçu işleyenlerin geçmişte nasıl kanun yararına bozma ile bir takım Hizbullah militanlarının cezaları tıkır tıkır tıkır affedildi de patır patır patır dışarı çıktılar ya. Uğur Mumcu suikastinde bombayı koyan firari ama içeride iki tane tutuklu var. Birileri o örgütü suçsuz gösterip, şimdi hazırda İsrail’e diye bir şey söylenmesi de daha kolay bir zamanda ‘Ya bu İsrail talimatı ile yapıldı aslında bu örgüte iftira atıldı’ deyip içerdekileri de salıvermesinler. O işe bir ayrı bakmak lazım yani.”

“KADIN SAVCININ MÜCADELESİNİN ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUM”

(Adalet Bakanı şu mesajı verdi önceki gün, ‘Gücü ne olursa olsun…’) Yalan, ‘Gücü ne olursa olsun herkese dokunuyoruz’ yalan. PR çalışması. Bir kere Gülistan Doku’nun ailesinin umudunun arkasındayız. İlk günden beri şunu söylüyorum. Gidip de Tunceli’ye yollanan kadın savcının mücadelesinin önünde saygıyla eğiliyorum. Hiçbir şey demem. Gülistan‘ın annesine gittiğimde de bana dedi ki, her zaman diyor. Gidin, size söyler. ‘İlk günden beri yanımızdaydınız’ dedi. Gölün başında da gittim, Adalet Bakanlığı’nın önünde gittim, makamda gittim, evinde gittim… Her fırsatta ilgileniyoruz. O davanın çözülmesi, o anneye bu devletin namusu borcudur. Bir. İki, evet birilerine dokunalım.

AK Parti içindeki güç dengeleri değiştiği zaman geçmişte FETÖ’cülerin yaptıkları sorgulanmazken şimdi işte ‘FETÖ’nün siyasi ayağından bir-iki kişiye bakalım.’ Ama şu anda AK Parti’de değilse. Geçmişte vali, valinin oğlu, dünya kadar emniyet görevlisi AK Parti tarafından korunmuş; bu sistem tarafından korunmuş. Şimdi AK Parti’de o klikler güçsüzleşmiş, ‘Onların üstüne gidelim.’ Yahu Süleymancılar cemaati. Süleymancıların üzerine şimdi gidiyorlar. Değil mi? Süleymancılar AK Parti’yi destekleyen bir tarikat olsa üstlerine gidileceğini iddia eden var mı? Süleymancılar’da bir yanlış yapan varsa hesap versin bilmem ne. Ayrı bir şey. Bizim için de öyle, herkes için öyle. Ama bu ülkede şu anda AK Parti’nin mevcut yönetim kadrolarına, kodlarına, yönelimine uygun olanların kayrılıp, ona açı yapanların cezalandırılıp sonra bunun dokunulmayacak kimse yokmuş gibi gösterildiği…

Yok öyle ama. Öyle bir yağma yok. Kimse kimseyi kandırmasın. Veya birkaç kişiyi, geçmişte kendi korudukları… Korudularsa da bu sistem korudu; katili, katilin yardımcılarını bu iktidar korudu. Birkaç kişiyi feda edip dünyanın en büyük hukuk katliamını yapan kişiye PR yapıp da ‘Efendim herkese dokunuyor.’ Nasıl herkese dokunuyor? Haydi dokunsun Melih Gökçek’e göreyim. 96 dosyanın 96’sını da incelemeye alsınlar, o zaman diyeceğim ki ‘Herkese dokunuyorlar.’

(Murat Ağırel ‘Bu iş büyür’ dedi.) Dosyaya bakarlar, bu dosya ile ilgili -mış gibi yaparlar. 96 yolsuzluk dosyasına dokunmayanların bir tane Murat Ağırel’in gazetecilik başarısından dolayı mızrağı çuvala saklayamadıkları için soruşturma açmasıyla bu kadar büyük bir eşitsizliği yok sayamayız. Bu net yani.”

“GERİDE KİMSEYİ BIRAKMAYANLARIN PARTİSİYİZ”

“Şimdi şöyle, uçakla İzmir’e gidiyorum. İzmir’den direkt Manisa Hacıhaliller Köyü’ne geçiyorum. Üzüm bağına gidiyorum, köy kahvesinde toplantımı yapıyorum. Üzüm üreticisine yapılan büyük haksızlığı Türkiye’ye duyuruyorum. Sonra annemi ve babamı ziyaret ediyorum, ellerinden öpüyorum. Ondan sonra Trakya programım için yarın sabah karayoluyla ilk önce Çorlu’ya gidiyorum, ondan sonra da Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli programlarımı yapıyorum. İlksen Başkanıma selam söylüyorum. İlksen Başkanın dün oğlu Can ile telefonla görüştüm. Can’ın keyfi yerindeydi. İlksen Başkanıma çok sarılıyorum, sağdıcım Demirhan’a çok sarılıyorum. İçerideki bütün arkadaşlarımıza selam yolluyorum. Biz geride kimseyi bırakmayan, iftiralara arkadaşlarını kurban etmeyenlerin dirençli, inançlı, kararlı partisiyiz.”



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

'Üsküdar Belediyesi'ndeki kirli senaryoyu paylaşacağım'

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM'de basın açıklaması yaptı. Emir, Üsküdar Belediyesi’nde Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından başlayan başkanvekilliği seçimi sürecine il...

Hasan Mutlu'dan 'Bayrampaşa iddianamesi' açıklaması

Tutuklu Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 352 gün sonra hazırlanan iddianameye dair yaptığı açıklamada, "Hesabını veremeyeceğim tek bir konu bulunmazken, suçlandığım konuda ifademe...


Silivri açıklarında gemi faciası: 10 kişi kayıp, aramalar 24 saati aştı!

Silivri açıklarında iki Türk bayraklı geminin çarpışması sonucu batan “Tuğberk İmamoğlu” isimli kuru yük gemisindeki 10 mürettebattan 24 saati aşkın süredir haber alınamıyor. Arama-kurtar...

CHP’de kalan ‘seçilmişler’ ne yapacak: ‘Kurultaya kadar bekleyeceğiz’

CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı sonrası Yargıtay’dan olumlu bir karar çıkması ihtimaline karşı CHP’de bekleyen partinin seçilmiş yönetiminden isimler, butlan yönetiminin ihraç kararın...


İBB'ye yeni dalga operasyon: Üst düzey isimler gözaltına alındı!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve cumartesi günü başkan vekilliği seçiminin yeniden yapılacağı Üsküdar Belediyesi'ne bu sabah yeni operasyonların düzenlendiği ve bazı isimlerin gözaltına ...

Bursa’da fabrika yangını

Koşuboğazı Mahallesi Erikliçeşme mevkisindeki bir fabrikada saat 13.00 sıralarında yangın çıktı. Dondurulmuş sebze ve meyve ile salça üretimi yapan fabrikanın bahçesindeki plastik kasalar...


Asu Kaya: 'Kadınların korunma hakkı lüks değildir'

Yeni Parti Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında yaşanan sorunlara ilişkin “Koruyucu sağlık hizmetleri kâğıt üzerinde kalama...

İsmail Çanak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı

‘Cem Küçük soruşturması’ kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan İsmail Çanak, teslim olarak savcılığa ifade verdi ve dosya kapsamında “bildiklerini anlatmak istediğini” söyledi. Çana...


Meteoroloji'den sağanak uyarısı: 7 il için sel alarmı!

Meteoroloji, 2 Eylül hava durumu raporunu yayımladı! Ülkemizin kuzey ve doğu kesimleri parçalı yer yer çok bulutlu, Doğu Karadeniz kıyıları, Mersin'in Toroslar mevkii, Artvin, Ordu, Erzur...

SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Şarkıcı Aleyna Tilki'den dikkat çeken paylaşım

Konser hazırlıkları kapsamında İstanbul'da kampa girdiğini duyuran şarkıcı Aleyna Tilki, bu süreçte kendisine eşlik edecek yeni bir arkadaş aradığını açıkladı. Sosyal medya hesabından pay...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Araştırma: Kahvaltı saati yaşam süresini etkiliyor

ABD'de 31 binden fazla yetişkinin verileriyle yapılan kapsamlı bir araştırma, ilk ile son öğün saatlerinin yaşam süresi ve kalp damar sağlığı ile doğrudan bağlantılı olabileceğini ortaya koydu. Yeni bir araştırma, beslenmede sadece ne tüketildiğinin değil, gıdaların hangi saat aralıklarında alındığının da sağlık üzerinde belirleyici olabileceğini gösterdi.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR