‘Bir Rengin Tanıklığı’ sergisi... Kırmızıyla açılan hafıza kapısı
Habip Aydoğdu’nun “Bir Rengin Tanıklığı” başlıklı sergisi, 10 yıl aradan sonra İstanbul’da yeniden izleyiciyle buluşuyor. Brieflyart’ta açılan sergi, resmi bir estetik nesneden çok, bir hafıza kaydı olarak okumaya çağırıyor.
Beyoğlu’nda bir galerinin kapısından içeri giriyorsunuz, ama aslında bir mekâna değil, bir yüzeye giriyorsunuz: Üst üste binmiş izlerin, geri dönüp yeniden başlayan cümlelerin, aceleyle sürülmüş katmanların yüzeyine. Habip Aydoğdu’nun “Bir Rengin Tanıklığı” sergisi (Brieflyart, 13 Ocak-22 Şubat 2026), resme bakma alışkanlığını kırıp resmi bir hafıza kaydı gibi okumaya çağırıyor. 10 yıl aradan sonra İstanbul’da yeniden kurulan bu buluşma, bir “dönüş” değil, bitmemiş bir anlatının kaldığı yerden sürmesidir.
Aydoğdu’nun dünyasında kırmızı, bir süs rengi değildir. Gösterişe değil, yaşanmışlığa yaslanır. Kimi zaman bir ıstampa izi gibi keskin ve damgalayıcı; kimi zaman kan kadar yoğun; kimi zaman da bir göç yolunun tozu kadar mat. Üstelik bu kırmızının başlangıcında çok insani bir hikâye vardır: Askerlik döneminde Nusaybin’de, malzeme yokluğunda dolmakalem ve kırmızı ıstampa mürekkebiyle resim yapmanın mecburiyeti. Kırmızının “yokluk”la akrabalığı belki buradan gelir ama zamanla o akrabalık, yalnız kişisel tarihe değil memleketin kaderine de dokunan bir çağrışıma dönüşür. Kırmızı artık tek başına bir renk değil; bir hatırlama biçimi olur.

‘HABİP KIRMIZISI’
Bazı sanatçılar bir rengi kendi imzasına dönüştürür. Aydoğdu’nun imzası da bu anlamda kırmızıdır: “Habip kırmızısı” denince akla gelen şey tek bir ton değil, bir skaladır: Istampa kırmızısı, koyu kırmızı, kan kırmızısı... Çoğu kez bu kırmızının ardına eklenen siyah da vardır: Kırmızının omzuna binen gölge, gerilimi büyüten karşı ses. Bu iki renk yan yana geldiğinde resim birden “saf estetik” olmaktan çıkar yaşamın çelişkilerine açılır. İsyanla sevgi aynı yüzeyde durabilir. Huzurla huzursuzluk birbirinin içine sızabilir. Gururla kırılganlık, güçle endişe tek bir katmanda buluşabilir.
Aydoğdu’nun resminde asıl mesele, rengin tek başına parlaması değil, renk ile boşluğun birbirini nasıl taşıdığıdır. Boşluk, burada yalnız “boş bırakılan yer” değildir, kuşatan bir alan, yaşanmamış bir zaman, varlığın eşiği gibi davranır. Renk ise “şimdi ve burada”nın dürtüsüdür, zihnin karmaşasını ve duyumların en küçük nüansını bile yüklenebilen canlı bir güç. Renk boşluğun içinde doğar, ama aynı anda boşluğu da yutar, yüzeyin nefesini değiştirir. Bu yüzden Aydoğdu’nun tuvalleri düz bir bakışla tüketilmez: Yaklaştıkça katmanlar çoğalır, geri çekildikçe bütün o katmanlar tek bir ritme dönüşür.
Bu ritim bazen ani bir patlama gibi gelir, bazen kontrollü bir gerilim gibi sürer. Jestler vardır ama rastgele değildir o jestler. Sanki her hamlenin ardında, daha önce yaşanmış bir şeyin izi saklıdır. Yüzey bir sahneye döner: Yaşanmış ve hâlâ yaşayan bir sahne. İzleyicinin karşısında duran şey, tek bir anın fotoğrafı değil, birikerek dönüşmüş bir sürekliliktir.
BİRİKEREK DÖNÜŞME
AYDOĞDU’NUN “Sanat birikerek dönüşür” fikri tuvalin üzerinde açıkça görülür: Resim bir anda olup bitmez, kendi tarihini taşır. Katmanlar birbirini örtmek için değil, birbirini çoğaltmak için vardır. Bir yerde kırmızı çekilir, başka bir yerde yeniden yükselir. Siyah bazen susturur gibi olur, bazen daha yüksek bir sesin zeminini kurar. Bu karşılaşmaların içinde “tanıklık” dediğimiz şey yalnız sanatçının hayatına ait bir hatıra değildir, resmin kendi hafızasıdır. Renk, insanlığın bıraktığı izlere, uygarlıkların katmanlarına, kolektif duyumlara da tanıklık eder. Binlerce tonun içinden en eski tanıklar gibi duran kırmızı ve siyah, burada yalnız “boya” değildir, zamanın dilidir.
“Bir Rengin Tanıklığı”, izleyiciyi bir galerinin duvarlarında dolaştırmaktan çok, bir yüzeyin içinde dolaştırıyor. O yüzeyde her iz, bir cümlenin yarım kalmış yerini tamamlıyor; her katman, geçmişle bugünün arasındaki mesafeyi daraltıyor. Aydoğdu’nun kırmızısı, bir kez görüldüğünde akılda kalmıyor, daha zor bir şey yapıyor: İçeride bir yerde, unutulmuş bir şeyi dürtüyor. Resim bitmiyor, bakışın içinde sürüyor
Cumhuriyet
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Assos’ta felsefe buluşması gerçekleşti
Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin düzenlediği Assos’ta Felsefe bu yıl 6-7 Şubat günleri, farklı üniversitelerden öğretim üyelerinin katılımıyla “Felsefe, Sanat, Bilim ve Siyaset” teması bağ...
İlerleme: Enkazın İçinden Geçen Yas
İzmir Devlet Tiyatrosu, Matei Vișniec’in yazdığı; Burak Üzen’in çevirdiği ve Yunus Emre Bozdoğan’ın yönettiği “İlerleme” ile 17–21 Şubat’ta Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi’nde, “normalleşm...
'Müziğimi izinsiz kullandılar!'
Dünyaca ünlü Radiohead grubunun gitaristi Jonny Greenwood ve yönetmen Paul Thomas Anderson, ABD’nin eski First Lady’si Melania Trump’ı konu alan "Melania" belgeseline karşı hukuk mücadele...
Göbeklitepe ruhu Almanya’da!
Şanlıurfa’daki Taş Tepeler Projesi kapsamında ortaya çıkarılan ve neolitik çağa tarihlenen eserler, Berlin Müze Adası’ndaki James Simon Galerie’de sergilenmeye başladı. “Toplumun Keşfi: G...
Slaughter to Prevail ve Behemoth grubunun konseri vardı
Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde düzenlenmesi beklenen Slaughter to Prevail ve Behemoth müzik grubunun konseri Beşiktaş Kaymakamlığınca yasaklandı. İlçemiz sınırları içerisinde bulu...
Kurtlar Vadisi'nin fenomen ismi Şıvga Gerez hayatını kaybetti
Kurtlar Vadisi'nde Cerrahpaşalılar'ın ablası rolüyle hafızalara kazınan oyuncu Şıvga Gerez hayatını kaybetti. 56 yaşındaki Gerez, bir süredir kanserle mücadele ediyordu. Kurtlar Vadisi'nd...
Genç Solist Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Rotary Bölge 2440 ve Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı iş birliğinde bu yıl 18’inci kez Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen Ulusal Ge...
Dünyada bu hafta bir dizi etkinlik sanatseverlerle buluşacak
Bu hafta çeşitli etkinlikler düzenlenecek. İşte bu hafta gerçekleşecek konser, tiyatro ve gösteriler... Dünyanın farklı şehirlerinde bu hafta, tiyatrodan konserlere, film festivallerinden...
APİKAM’da “Sergi Söyleşileri” başlıyor
Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nin (APİKAM) yeni söyleşi dizisi “Sergi Söyleşileri”, “İzmir’de Fotoğrafçılığın Doğuşu: İlk Ustalar, İlk Stüdyolar” başlıklı oturumla 12 Şubat’ta baş...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Serenay Sarıkaya’nın yeni adresi bağımsız sinema!
Televizyon ve dijital platformlardaki başarısını beyaz perdeye taşımaya hazırlanan Serenay Sarıkaya, bağımsız bir yapımla hayranlarının karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Ödüllü yönetmen Doğ...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Yeterince su içmemek vücudu adım adım çökertiyor
Uzmanlar, günlük yeterli miktarda su tüketilmemesinin beyin fonksiyonlarından cilt sağlığına, enerji seviyelerinden tansiyona kadar birçok hayati sistemi olumsuz etkilediğini vurguluyor. Günlük su tüketimi, sağlıklı bir yaşamın en temel unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.