- Özgür Özel, Tayfun Kahraman'ı tedavi gördüğü hastanede ziyaret etti: 'Bahçeli'nin ifadesi doğru, düzeni bozan Erdoğan'
- Manisa Büyükşehir 2025 Yılında Üreticiye 94 Yeni Tesis Kazandırdı
- ABD’den Rus bayraklı tankere operasyon
- AFP: Suriye ordusu bombardımana başladı, Halep'te Şam ve SDG arasında çatışma
- 108 teknik sorumlu ve 104 menajer PFDK'ye sevk edildi!
Bahçeli'den 'Maduro' Operasyonuna Tepki: ‘Karayip Korsanları Filmi Bütün Dünyanın Önünde Yapıldı’
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.
Hem iç gündeme hem de uluslararası gelişmelere dair dikkat çeken mesajlar veren Bahçeli, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girildiğini vurguladı. Bahçeli, bu dönemin “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedefleri açısından kritik bir eşik olduğunu söyledi. Cumhur İttifakı’nın kararlılığıyla 2053 vizyonuna emin adımlarla ilerlenmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, “Süper güç Türkiye’yi inşa etmek ulaşılabilir bir hedeftir” dedi. Tarih, millet ve gelecek vurgusu yapan MHP lideri, milli irade ve egemenliğin önemine dikkat çekti.
Konuşmasının önemli bir bölümünü Venezuela’da yaşanan gelişmelere ayıran Bahçeli, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik operasyonu sert sözlerle tepki gösterdi.
Seçimle göreve gelmiş bir devlet başkanına karşı yapılan müdahalenin hukuk dışı ve gayrimeşru olduğunu belirten Bahçeli, yaşananları “zorla lider transferi” olarak nitelendirdi.
Bu girişimi lanetlediklerini ifade eden Bahçeli, olayın 15 Temmuz darbe girişimiyle benzerlik taşıdığını savunarak, egemen ülkelere yönelik bu tür müdahalelerin kabul edilemez olduğunu söyledi.
İşte MHP lideri Bahçeli'nin açıklamasından öne çıkan satır başları:
İşte Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkan satır başları; Sayfalarını ileriye doğru çevirmeye başladığımız 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. Bu tarihî eşikten geleceğin ufkunu, güçlenmiş ve güncellenmiş, taptaze irade ve haysiyetimizle kavrıyor ve kuşatıyoruz.
Konuşmamın başında, muteber ve müstesna heyetinizi kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Rabbimden hepinize kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
Her zaman olduğu gibi; gözü ve kulağı bizde olan, dualarında bizleri daima hatırlayan, üç hilali yüreğinin gönderinde sallayan; televizyon ekranları, sosyal medya platformları ve radyo kanalları vasıtasıyla yurt içinden ve yurt dışından bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza; aynı tarih kulvarında, ortak hatıralarımızın, inanç ve kültür bağlarımızın derinlere nüfuz eden miras ve emanetini taşıyan, daha mühimi kardeşliğin meşalesiyle aydınlanan gönül ve kültür coğrafyalarımızın vefakâr ve fedakâr insanlarına şükranlarımı sunuyorum.
‘SÜPER GÜÇ TÜRKİYE'Yİ İNŞA ETMELİYİZ’
En başta, toplantımıza teşrif eden sizlerin şahsında; bununla müntehiç Büyük Türk Milleti’nin, Türk-İslam âleminin, barış, huzur ve refah yoksunluğundan mütevellit yaşama enerjisi gittikçe tükenen insanlık ailesinin yeni miladî yılını kutluyorum.
Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hâkimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezıt’ın bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir: “Çal bre çoban, çal! Ne canın yandı, ne ciğerin dağlandı. Ertuğrul gibi oğlun mu öldü, Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”
Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa, maşerî vicdanda mahfuz ve mahkûmdur.
Tarihin açıklı kıvrım noktalarından canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da; felaketler tıpkı arı kolonisi gibi üzerimize olsa da, millî varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası, üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır.
Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek; geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu gayenin her yönüyle şuurundadır.
Cumhur İttifakı, bu gayenin icra ve ifa amacındadır. 21. yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk Milleti’nin lehine çevirmek mümkündür. Bu istikametin rotasında, kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temin etmesi asıl olmalıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak; ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin müstesna sınırlarına taşımak elimizde ve imkânlarımız dâhilindedir. 21. yüzyılın ikinci çeyreği bizleri 2053’e, yani İstanbul’un Fethi’nin 600. yıl dönümüne götürecektir. Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz, bugün atacağımız güçlü temellerle süper güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır. Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikir tezekkürüyle diyebilirim ki; yeni yüzyıl, süper güçle tahkim edilmiş bir Türkiye’ye gebedir.
Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi, Türk milletinin mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacaktır. Adalet, ahlâkiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet ve fazilet; medeni kuvvet ve merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığını kazanacaktır.
Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi üzerimize düşebilir. Velakin “iman varsa imkân vardır” diyerek; insan varsa eşref-i mahlûkattır, bacası tütüyor diyerek; zirveler kartalsız, coğrafyalar bozkurtsuz, gönüller Kızıl Elmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz. Elhak, muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.
'SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’NİN ENGELLENMESİ SÖZ KONUSU OLAMAYACAKTIR'
Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve millî bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış; kalkınma ve gelişme dinamiklerini eş zamanlı hayata geçirmiş millî ekonomimizle kutuplaşmayı törpüleyip kucaklaşmayı takviye ve teşvik eden ahlâkî temizlikle çerçevesi çizilen; köklü siyasal ve demokrasi kültürümüzle, asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan felsefesi, teamülü, gelenekleri ve hepsinin öncesinde hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla; “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen şerefli millet fertlerinden mürekkep büyük Türk milletiyle; sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya kadar dev bir potansiyel olan Türk gençliğiyle; çevremizde birleşip istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vaat eden Türk kuşağıyla; önü alınan değil, ön alan ve önce olan; dar seçeneklere sıkışıp kalan değil, daima seçenek üreten, hamle üstünlüğünü kazanan; durgunluk yerine vızır vızır hareket içinde seyreden, donmak yerine akışta demetlenen; arabulucu ve yatıştırıcı özellikleriyle ihtilaflı tarafları buluşturabilen, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, savunma sanayiinde altın çağımızla birlikte; sabrın ve şükrün kümesinde inançla değer üreten Türk markalarını dünyanın her yerine götüren; ekmeği büyüten, erdemi teşmil eden; yeni nesil teknoloji katılımlarını kendi sahalarına uyarlayabilen müteşebbis ve iş insanlarımızın caydırıcılığıyla; kahramanlığı, inancı, vatan sevgisi ve mücadele kabiliyeti destansı seviyede bulunan asker ve polisimizle; nihayet terörü hayatımızdan sürüp çıkaran, terörsüz Türkiye hedefinin adım adım gerçekleşmesiyle biliniz ki başaramayacağımız hiçbir şey yoktur, yapamayacağımız hiçbir şey yoktur. Süper Güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey söz konusu olamayacaktır. İşte Milliyetçi Hareket Partisi, bu anlayış ve ahlâkî mizan kapsamında; şevkle, özveriyle, özgüvenle ve özdisiplin içinde çalışıp sahadaki siyasî ve psikolojik üstünlüğünü korumaktadır.
24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle, “Derdim derdimizdir” sohbet toplantıları mucibince bugüne kadar; 81 il, 963 ilçe olmak üzere toplam 49.725 program yapılmıştır. Ne diyeyim, hepinize helal olsun diyorum. Alayınızı canıgönülden kutluyorum. Bu çalışmaların ikmal, idare ve idamesinden doğrudan sorumlu olan Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Edip Semih Yalçın ile birlikte; Başkanlık Divanı üyelerimize, Merkez Yürütme ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekillerimize, il ve ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ve tüm dava arkadaşlarımıza takdir ve teşekkürün en hassını paylaşıyorum. Bundan sonra da aynen ve artan tempoyla yola devam diyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı; solan yüzleri canlandıran, kalplere yuvalanmış hüzünleri her cephede kovan ve dağıtan; nasırlı çilenin izleriyle bezenen kahrılı elleri şefkat ve sevgiyle tutan; göz pınarlarından oluklar hâlinde inen yaşları sabırla silen; dertlere derman olamasa bile onlara ortak olmayı vecibe sayan; tam kapsamlı bir yanlışsızlığın, tavizsiz bir irade bıçkınlığının, tartışmaya kapalı nitelikli dürüstlüğün ve samimiyetin siyasetteki ahlâk markasıdır.
Aziz dava arkadaşlarım, değerli misafirler; meşhur filozof Platon’a atfedilen şu sözle, gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim. Şöyle diyor Platon: “Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız, ona bir tanım sormanız yeterlidir.” Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen ve hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tarifi nasıl yapardık? Hakikatin simasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, “yeni dünya düzeni” masalını; azgınlaşan Siyonist-emperyalist küstahlığı ahlâk, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kâbil midir?
Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak; gerçekten bugünkü kaotik ve despotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir. Esasen uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip, küresel emperyalizmi doymak bilmeyenler; ne hak tanımış, ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışık tuttuğumuzda; askerî, silah ve teknoloji üstünlüğüne sahip ülkelerin daha ceberrut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve tespit etmemiz mümkündür.
Hukukun gücü yerine güçlülerin hukukunun amir ve hâkim olması yeni bir durum değildir. Bu nasıl olur demeyin; maalesef olmuştur. Daha olacakların da önü açıktır. İnsan hakları bilinmez bir yerdedir. Meçhul bir zehirle mahzende kilit altındadır ve ölüme terk edilmiştir.
ABD'NİN 'MADURO' OPERASYONUNA TEPKİ
Konuşmamın başından itibaren vurguladığım 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde, tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma ve kaçırma vakası yaşanmıştır.
Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi, resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş; film seti Venezuela’nın başkenti Caracas’ta kurulmuştur.
Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayrimeşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor; topyekûn lanetliyoruz.
'SORUMLULUK VENEZUELA HALKININDIR'
Bu ayıp, bu ahlâkî yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık; hiç kimseye hak değildir, hiçbir ülkenin de imtiyazı olamaz. Bunun hataları, yanlışları ve kanunsuz iş ve işlemleri varsa bile, bunun silahlı ve zora dayalı tecriyesi bir başka ülkenin yetki sahası içinde ele alınamaz. Muhatap Venezuela halkıdır. Sorumluluk Venezuela halkınındır. Seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin suçu oranında kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur. En azından genel geçer kabul ve kuralın meşruiyet temeli bu olmalıdır.
'ZORLA LİDER TRANSFERİ YAPILDI'
Venezuela örneği ne ilktir ne de son olacaktır. Ancak bir devlet başkanının, ülkesinin başkentinde istihbarat sızmasıyla başlayan kombine bir saldırı planlamasıyla; gece yarısı yatağından eşiyle birlikte güç kullanılarak sürüklenerek alınması, hukukun ilk kez bu denli ayaklar altına alındığı bir vakadır. Bu olacak şey değildir. Bu sineye çekilecek bir durum değildir.
Dijital çağın yeni tür meşguliyet taktiğiyle insan kaçırılmış, uluslararası literatürdeki tarifiyle zorla lider transferi yapılmıştır. Tarihte barbar kavimler Roma’yı nasıl istila etmişse, aynısı 2 Ocak’ı 3 Ocak’a bağlayan gece yarısı Karakas’ta sahnelenmiştir.
'15 TEMMUZ İHANETİYLE BENZERLİĞİ DİKKAT ÇEKİCİ'
Bu müfrit ve mütehakkim tablonun, ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanetiyle benzerliği de dikkat çekicidir. 3 Ocak 2026 tarihinin akşam saatlerinde bir televizyon kanalına gönderdiğim mesajda vurguladığım üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’da yapmış olduğu askerî müdahale ile Devlet Başkanı Maduro’yu iktidardan haksız ve hukuksuz şekilde uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplodur.
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle; bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır.
15 Temmuz’da casus ve vahşi bir örgütü maşa olarak kullanıp üzerimize salan Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela’da bunun yerine doğrudan müdahale etmiştir.
İlk olarak milletimizin ayağa kalkan iradesine ve kahramanca mücadelesine çarpıp yerle yeksan olan FETÖ ihanetiyle, Venezuela’daki gece yarısı darbesi aynı tornanın mamulü, aynı projenin mahsulüdür. Tek fark şudur: Birisi uyumamış ve direnmiştir; diğeri uyumuş ve teslim olmuştur. Biliyoruz ki, susuz sahada düşman uyumayacaktır. Şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak; unutmayınız ki İzmir’e kaçış kaçınılmazdır.
'TRUMP’IN YENİ HEDEFLERİ MEKSİKA, KOLOMBİYA, PANAMA, KÜBA, KANADA VE GRÖNLAND’
Venezuela meselesi, dünyanın üzerine eski bir harabe gibi çökmüş; depremden sonra yıkılan çok katlı binalar misali enkaza dönmüştür. Bunun altından nasıl kalkılacağı, üçüncü dünya savaşının çatısı örülen ve tutuşturulmak istenen kıvılcımının önüne nasıl geçileceği muammaya dönüşmüştür.
Trump’ın yeni hedefleri Meksika, Kolombiya, Panama, Küba, Kanada ve Grönland’dır. Tezahür eden akıl ve izan tutulmasının tekmil hâlindeki egemenlik ve hukuk yarılmalarının dünyayı kademe kademe felakete taşıdığını fark etmemek için yalnızca üç maymunu oynamak yeterlidir. Konu ne narkoterör meselesidir ne de otoriterleşen devletler veya yöneticiler konusudur. Bunun çok daha derininde, çok daha ötesinde; hâkimiyet ve paylaşım şiddetindeki basınç yüksekliğinin muhtelif coğrafyalarda öbek öbek patlamaya geçmesidir.
Trump’ın sağduyusu, ahlaki melekeleri buharlaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi; enerji kaynaklarına çökme mesajı niteliğinde, yenilenmiş sömürgeciliğin ve yeniden kurgulanan emperyalist yayılmacılığın dekoratif karanlık yüzünü deşifre etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin asıl hedefi; enerji akışının kontrolü, altın başta olmak üzere değerli maden ve mineral ticaretine hükmetmek; aşılan siyasi, askerî ve ekonomik cephelerle bir ülkenin neyi yoksa aşırmak ve el koymaktır.
'VENEZUELA ÖRNEĞİ, İÇ CEPHENİN HAYATİYETİ HAKKINDA İBRETLİK İPUÇLARI VERDİ'
Esasen tüm dünya yakın tehdit markajındadır. Ağır aksak işleyen, yaralı bereli olsa bile canlılık emaresi gösteren küresel blokların sertleşerek sivrilmesine rağmen diyalog ve diplomasi kanallarını açık tutmayı sağlayan, kurallara dayalı uluslararası düzen mekanizması artık tıkanmış ve ölümcül bir tırpan yemiştir.
Sonrası için akıl yürütmek, öngörüde bulunmak, yarınlarda ne olacağını kestirmek imkânsız olmasa da bir hayli zordur. Venezuela örneği, bize aynı zamanda iç cephenin hayatiyeti ve müessiriyeti hakkında ibretlik ipuçları da vermiştir.
Doğrudan teslimiyet olmadan; devlet ricalinde, askerî ve güvenlik bürokrasisinde, siyasî ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin, hiçbir muhasım gücün yapabileceği bir şey değildir.
Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı terörsüz Türkiye hedefindeki ısrar ve irademiz? Şimdi anlaşıldı mı birliği, dirliği, kardeşliği ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız? Şimdi anlaşıldı mı? “Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olamaz” dedik ve beyanımızdaki samimiyetle saf tuttuk.
'DEVLET BAŞKANI DOKUNULMAZLIĞI TARTIŞMAYA AÇILMIŞTIR'
Değerli arkadaşlarım, dünya çok cepheli, çok aktörlü, çok bilinmeyenli ve çok tehlikeli bir kriz içindedir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı artık inandırıcılık vasfını, ikna kabiliyetini ve bağlayıcı karakterini kaybetmiştir. İnsan hakları zulmün değirmeninde öğütülmüş; demokrasi ve özgürlükler emperyalizmin marangozhanesinde hızara verilmiştir. Uluslararası hukuk, bekletildiği askıdan paldır küldür indirilmiş; asılma ve can verme safhasına çekilmiştir. Dünya genelinde devlet başkanı dokunulmazlığı tartışmaya açılmıştır.
Sandıkla gelmek, sandıkla gitmek; demokrasi ezberlerinin ardına saklanmak, sadece mevzi mücadelelerinin aparatına dönüşmüş; bunun da ötesinde, göz boyayan rejim ve sistemleri bir noktada iştah ve terbiye etmek için tertip edilen bir orta oyunu hüviyetine bürünmüştür. Küresel denge kaybolmuştur. Jeopolitik depremler, ticaret savaşları, ekonomik operasyonlar, siyasî hesaplaşmalar, diplomatik kutuplaşmalar, asimetrik ve vekâlet savaşları kıtaları sarsmış, ülkeleri karşı karşıya getirmiştir.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde biriken ve derinlere sirayet eden yüksek basıncın aynısı, belki de daha fazlası, şu an küresel arenada tedavül hâlindedir. Venezuela’ya yapılan hukuk ve meşruiyet dışı darbenin türev sonuçları mutlaka olacak ve doğacaktır. Vekâlet savaşlarından doğrudan güç kullanma dönemine geçilmiştir.
İran diken üstündedir. Sokaklar kaynamaktadır. Halk gergindir. Her ihtimal gündemdedir. Muhtemel çatışma, hatta savaşın karşılıklı yığınakları süratle yapılmaktadır. Gazze’de süregelen soykırım; Somali, Yemen, Sudan, Etiyopya ve Kızıldeniz için alan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni kamplaştıran egemenlik arayışları; Rusya ile Ukrayna arasında beşinci yılına giren savaş hâli; barış, huzur ve güvenlik arayışlarının duvara tosladığının en kısa göstergesinden başka bir şey değildir.
Maduro’yu suçlayan Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında yakalama kararı verdiği soykırımcı Netanyahu’nun sırtını sıvazlayıp pamuklara sarması utanç duyulacak bir ikiyüzlülük değil midir? Bu durum, ahlaken ve hukuken çürüyen uluslararası sistemin irileşmiş bir safrası olarak değerlendirilmeyecek midir?
ABD'YE SERT SÖZLER
Emperyalizmin kudurma aşamasına kan iç içe geçmiştir. İştahı kabartan petrol, her zilleti ve rezaleti mübah hâle getirmiştir. Tam bir teşhis ve tespit maharetiyle ifade edersek; kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir. Şunu açık yüreklilikle söylemeliyim ki; at hırsızlığıyla enerji ve değerli maden hırsızlığı arasında içerik olarak hiçbir ayrım ve farklılık yoktur.
Maduro’ya yöneltilen uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma suçlamalarının yargılama bahanesi, karanlık ve katıksız emperyalist adımların maskelenme çabasından başka bir şey değildir. Dünya çok riskli ve güvensizdir. Trump’ın, 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne dayanarak “arka bahçesi” olarak gördüğü coğrafi alanlarda stratejik, silahlı ve siyasî düzenlemeler yapması yasa dışıdır; ahlak dışıdır; insanlık değerlerine ve ülkelerin egemenliklerine karşı yeni bir savaş pozisyonuna geçmenin ilanıdır.
'MADURO ÜLKESİNE İADE EDİLMELİ'
Amerika Birleşik Devletleri Kongresi acilen devreye girmeli; Trump yönetiminin anayasa ve uluslararası hukuka aykırı siyasî ve askerî tasarruflarını sona erdirecek kararları hızla ve sırasıyla almalıdır.
Maduro ülkesine iade edilmelidir. Venezuela’nın kaderi bu ülkenin halkı tarafından tayin edilmelidir. “Önce Amerika” sloganı atarak tüm ülkelere parmak sallayan nevrûzlu kovboylara; “Önce insanlık, önce hukuk, önce yaşanabilir ve huzurlu bir dünya” mesajı verilmelidir. Latin Amerika veya Güney Amerika’dan doğacak istikrarsızlık ve iç bölünme dalgalarının diğer coğrafyalara eklemlenip genişlemesi, çok vahim gelişmeleri tetikleyecektir.
Hür dünya, Amerika Birleşik Devletleri’nin dayatmasına karşı ayağa kalkmalıdır. Demokrasi ve hukuk şerefine herkes, hepimiz, bütün insanlık sahip çıkmalıdır. Aksi hâlde bugünün suskunluğu ve ürkekliği, gelecekte korkunç hadiselerin mayasını çalacak ve kabartacaktır.
Küba’dan Nikaragua’ya, Haiti’den Dominik Cumhuriyeti’ne, Guatemala’dan Şili’ye; Afganistan’dan Irak’a, Vietnam’dan Suriye’ye varıncaya kadar görülmedik, izlenmedik, işitilmedik daha doğrusu oynanmadık kanlı oyun kalmamıştır. İnsan bir kez ölür; o da şerefli olmalıdır.
Gerçek Gündem
Yorum Ekle
Diğer Haberler
MHP'li Yönter'den iktidarın Venezuela sessizliğini böyle savundu
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yönter, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesine ilişkin sessiz kalan iktidarı eleştiren muhalefeti 'işbirlikçilik' ile suçladı. MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulv...
Özel, Doğu ve Güneydoğu bölgesi il başkanlarıyla görüşecek
CHP lideri Özgür Özel, 9 Ocak Cuma günü, Ankara’da partisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 23 il başkanıyla bir araya gelecek. Toplantıya partili olmayan kanaat önderleri de da...
Dilek İmamoğlu'ndan demokrasi ve adalet vurgusu
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi İstanbul Dilek Kaya İmamoğlu, demokratik bir hukuk devletinde iktidarın meşruiyetinin yalnızca sandıktan geldiğini vurgulayarak, İstanbul’da mil...
Erdoğan'dan 'Maduro'ya Türkiye Teklifi' İddiasına Yanıt
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısı çıkışında bir gazetecinin 'Maduro' sorusuna yanıt verdi. AKP'li Cumhurbaşkanı, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Madur...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti'ye katılan 3 vekile rozet taktı
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin grup toplantısında AKP'ye katılan 3 milletvekiline rozet taktı. Buna göre AK Parti'miz 11 milyon 543 bin 301 üye sayısıyla zirvedeki yerini 2025 yı...
AKP'ye yeni transferler sonrası Meclis'te sandalye dağılımı değişti
Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin ve Kahramanmaraş Milletvekili İrfan Karatutlu'nun grup toplantısında AKP'ye katılmasıyla partinin TBMM'deki san...
CHP'den seçildi, AKP'ye katıldı: 'Baba ocağımıza dönüyorum'
CHP listelerinden seçilen, Gelecek Partisi'nden geçen yıl istifa eden İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin, AKP'ye katılacağını duyurdu. Gelecek Partisi'nden geçen yıl istifa eden eski G...
Özgür Özel: 'Tayyip Bey normalleşirse biz normalleşiriz'
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yeniden "normalleşme" tartışmalarına ilişkin "Tayyip Bey normalleşse, biz normalleşiriz. Ama normalleşmezler çünkü bunlar kavgadan besleniyorlar" dedi. CHP G...
MHP'den 'ehliyet affı' çağrısı: 'Olumlu bir adım olacaktır'
MHP Grup Başkanvekili Filiz Kılıç, TBMM'de yaptığı konuşmada, ehliyet affının gündeme alınmasına ilişkin çağrı yaptı. Kılıç, "Şoför esnafımız bizden bir müjde beklemektedir" dedi. 50 bin ...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Beyazıt Öztürk: Formatı Tarkan için değiştirdim
“Beyaz’la Joker”le ekrana iddialı bir dönüş yapan Beyazıt Öztürk, programın başarısının ardından Tarkan’a esprili bir çağrıda bulunarak Megastar’ı yeni formatına davet etti. Kanal d ekran...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Karaciğer kanserine giden yol: Hepatit B’ye dikkat
Adana'da Viral Hepatitle Savaşım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tansu Yamazhan, kan ve kan ürünleriyle bulaşan bir hepatit türü olan Hepatit B konusunda Türkiye'de 1998 yılı öncesi doğanların risk grubunda olduğuna dikkati çekerek, "Bunların bir an önce taranıp, bulunup özellikle kronik Hepatit B aşamasında olanların tedavileri gerekiyor. Ülkemizde yapılan karaciğer nakillerinin en önemli sebebi Hepatit B virüsü olmasıdır" dedi.





Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.