CHP'li Yankı Bağcıoğlu'ndan İzmir'de NATO zirvesi açıklaması: "Öncesinde yaşananlar düşündürücü"
Ege'nin Sesi- CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu İzmir'de Çağatay Güç'ün açtığı alternatif il binasında NATO zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
CHP'li Yankı Bağcıoğlu açıklamasında "Türk bayrağı rüzgarla değil, ettikleri yemin gereği onu korurken şehit olan her Mehmetçiğin son nefesi ile dalgalanır. En büyük milli değerimizdir. Bazı kesimlerin veya kişilerin Türk bayrağı ve milli birliğimiz temalı faaliyetlerden rahatsız olmaları son derece rahatsız edicidir" dedi.
Açıklamalarına Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne ilişkin değerlendirme yaparak devam eden Bağcıoğlu konuşmasının tamamında şunları kaydetti:
NATO Zirvesi yaklaşırken, ulusal ve uluslararası basın ile çeşitli düşünce kuruluşlarında Türkiye'nin NATO içerisinde gelecekte üstleneceği role ilişkin, millî hak ve menfaatlerimizle ve NATO'nun yerleşik usul ve uygulamalarıyla bağdaşmadığını değerlendirdiğimiz çeşitli iddia ve öngörüler yer almaktadır.
Bu değerlendirmeler bilgi kirliliğine neden olmakta, kamuoyunda farklı yorumlara ve endişelere yol açmaktadır.
Öte yandan, bugün daha önce 40’tan fazla kez gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor olmak elbette önemlidir. Ancak bununla övünmekten önce şu soruları sormamız gerekir:
Keşke millî savunma sanayiimizin kritik projelerine ve yerli üretim kapasitesine ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi.
Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve millî hava savunma sistemleriyle sağlanabilseydi.
Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu.
Kuruluş Antlaşmasının önsözünde “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü” ilkelerine bağlılığını ilan eden NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde yaşananlar oldukça düşündürücü.
ANLAŞILAN O Kİ TÜRK GAZETECİLERİ NATO'YA ŞİKAYET ETTİLER
Anlaşılan o ki, Türkiye’de yaşanan herkesin bildiği gerçekleri yurt dışında anlatanları, her fırsatta “ülkeyi şikâyet etmekle”suçlayanlar, bu kez Türk gazetecilerini NATO’ya şikâyet etti.
Sanki yoksulluk o evlerde yaşayan insanların suçuymuş gibi, Ankaralıların evlerinin önüne paravanlar çekildi.
Akademisyenler ve STK üyeleri ağır suçlamalarla tutuklandı. Bu zirvede alınacak kararların, Türkiye’nin millî hak ve menfaatlerini etkileyebilecek görev, sorumluluk ve yük paylaşımı düzenlemeleri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye, ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken; egemenlik haklarından, Montrö’nün sağladığı stratejik kazanımlardan, Karadeniz’deki istikrarı koruyan dengeden, Kıbrıs Türkünün güvenliğini sağlayan, haklarını muhafaza eden, Ege ve Doğu Akdeniz’deki milli menfaatlerimizi koruyan ve Ortadoğu’da macera aramayan duruşundan hiçbir şekilde taviz vermemelidir.
KARADENİZ’DE GÜVENLİK VURGUSU
Ticaret gemilerine insansız araçlarla saldırılar devam etti. Gelişmeler; Karadeniz’in en etkili donanmasına sahip olan Türkiye’nin güvenilirliği, caydırıcılığı ve ulusal menfaatlerini doğrudan etkilemektedir.
Müteakip dönemde de Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı gemilerin hedef alınmayacağına dair herhangi bir güvence yoktur.
Saldırılardan sorumlu devlet veya devletler nezdinde gerekli diplomatik girişimlerin en üst düzeyde ve gecikmeksizin başlatılması, kamuoyunun açık, düzenli ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Daha önce yapılan çok sayıda uyarıya rağmen, önleyici ve caydırıcı fiili tedbirlerin yeterli olmadığı görülmektedir.
Eğitimli personeli, harekât tecrübesi ve gelişmiş kabiliyetleriyle Türk Bahriyesi, uygun planlama ve siyasi irade ile gerekli güvenlik tedbirlerini almaya muktedirdir.
TÜRKİYE’YE DÜŞEN İHALAR
Karadeniz kıyısındaki illerimize düşen kontrol dışı İHA'lar; Yaşanan Yeni nesil tehdidin boyutunu bir kez daha göstermiştir.
Artık birkaç kilometre menzilli ticari dronlarla yüzlerce kilometre menzilli gelişmiş sistemler aynı güvenlik ekosisteminin parçasıdır.
Bu nedenle; kamu kurumları, özel sektör, vatandaşlarımız, İHA tehdidine karşı bilinçlendirilmeli; erken ihbar sistemi ve kuvvet koruma tedbirleri sürekli güncellenmelidir. DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS
KIBRIS
Kıbrıs konusundaki yaklaşımımız tutarlı, kararlı ve uzun yıllardır değişmeyen temel ilkelere dayanmaktadır.
Ada’da kalıcı bir uzlaşıya ulaşılabilmesi; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edildiği çözüm anlayışının esas alınmasına bağlıdır.
Bu gerçek dikkate alınmaksızın ortaya konulacak hiçbir plan ya da müzakere zemini, Kıbrıs Türk halkının meşru iradesini yansıtamayacağı gibi, Doğu Akdeniz’de kalıcı barış ve istikrara da katkı sağlayamaz.
Kıbrıs Türklerinin kazanılmış haklarını görmezden gelen, Ada’daki hassas siyasi ve güvenlik dengesini zedeleyecek her türlü girişim kabul edilebilir değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin huzuru ve güvenliği, Türkiye’nin millî güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Garantörlük statüsünden doğan hak ve sorumluluklar ile uluslararası hukukun tanıdığı yetkiler doğrultusunda, geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta barışın, güvenliğin ve istikrarın korunması için kararlılıkla hareket edilmelidir.
DOĞU AKDENİZ’DEKİ GELİŞMELER
Doğu Akdeniz'de ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin içinde yer aldığı gelişmeler ise yalnızca enerji veya ulaştırma projeleri olarak değerlendirilmemelidir.
Elektrik bağlantıları, LNG terminalleri, enerji nakil hatları, limanlar, deniz ulaştırması ve dijital veri altyapıları tek bir stratejik çerçevede ele alınmaktadır.
Daha da önemlisi, bu mimari yalnızca ekonomik değil; deniz güvenliği, siber güvenlik ve kritik altyapıların korunmasını da kapsayan jeopolitik ve askerî bir boyut taşımaktadır.
Bu nedenle Doğu Akdeniz'deki her yeni girişim, Türkiye açısından millî güvenlik perspektifiyle analiz edilmelidir.
AKDENİZ KALKANI HAREKATI
Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de siyasi ve ekonomik olarak kuşatmayı hedefleyen girişimlere karşı en güçlü cevap; güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve doğru zamanda alınacak stratejik inisiyatiflerdir.
Bu çerçevede Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Türkiye'nin deniz güvenliği mimarisinin iki temel unsurudur.
Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004 yılından bu yana Türkiye'nin liderliğinde bölgesel deniz güvenliğine önemli katkılar sağlamaktadır.
Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise 2006 yılından beri Doğu Akdeniz'de millî olarak sürdürülmekte, NATO'nun Deniz Muhafızı Harekâtı ile koordinasyon içerisinde bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunmaktadır.
Özellikle Doğu Akdeniz'de diplomatik açılımlardaki gecikmeler Türkiye'ye önemli stratejik fırsatlar kaybettirmiştir.
Bu kapsamda, 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri, Askerî Çerçeve Anlaşması ve hava tatbikatları son derece önemli ancak gecikmiş adımlardır.
Mısır ile ilişkilerin uzun yıllar iç politika ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye'ye ne kaybettirdiği açık şekilde değerlendirilmelidir.
Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin millî menfaatlerine çok daha uygun sonuçlar elde edilebilirdi.
Bugün ise mevcut konjonktür önemli fırsatlar sunmaktadır.
Karadeniz Uyumu Harekâtı örneğinde olduğu gibi, Akdeniz Kalkanı Harekatı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması mümkündür.
Öncelikle Suriye ve Mısır'ın, ardından Libya ve Lübnan'ın bu yapıya dâhil edilmesiyle Türkiye öncülüğünde Akdeniz'de kalıcı, kapsayıcı ve bölgesel sahiplenmeye dayalı yeni bir deniz güvenliği mimarisi oluşturulabilir.
Bu yaklaşım yalnızca Akdeniz'de barış ve istikrara katkı sağlamayacak; aynı zamanda Türkiye'yi siyasi olarak kuşatma girişimlerine karşı da güçlü bir stratejik cevap oluşturacaktır.
SURİYE
Şam’da dün meydana gelen ve can kayıplarına yol açan saldırı, Suriye’de güvenlik ve istikrarın tam olarak sağlanabilmesi için ülke genelinde SDG/YPG gibi silahlı yapıların devlet çatısı altında entegrasyonunun ve güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasının süratle tamamlanmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Bu sürecin başarıyla sonuçlandırılması, benzer saldırıların önlenmesi, kamu düzeninin güçlendirilmesi ve ülkenin siyasi normalleşme sürecinin kalıcı hale getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
İRAN
İran ile ABD arasında doğrudan çatışma riski, ateşkes ve diplomatik temasların sürmesiyle kısa vadede azalmış görünmektedir.
Bununla birlikte, nükleer program, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve vekâlet unsurları üzerinden yürütülen rekabet başta olmak üzere temel anlaşmazlıklar devam etmektedir.
Mevcut tablo, diplomatik müzakereler ile kontrollü caydırıcılık politikalarının eş zamanlı sürdürüldüğü, ancak yanlış hesaplama veya vekil aktörler kaynaklı gelişmeler nedeniyle kırılganlığını koruyan bir güvenlik ortamına işaret etmektedir.
SAVUNMA SANAYİSİNDE KONSEPTE DAYALI İHTİYAÇ SİSTEMİ
Savunma sanayisinde temel yaklaşım, Konsepte dayalı ihtiyaç sistemidir.
Savunma sanayimiz son yıllarda önemli bir ivme kazanmış, birçok firmamız dünya standartlarında yüksek teknoloji ürünleri geliştirmeyi başarmıştır.
Ancak savunma gücü yalnızca yeni platform üretmekle artmaz.
Esas olan; geliştirilen sistemlerin konsepte dayalı ihtiyaç sistemi kapsamında belirlenen harekât ihtiyaçlarına uygun olması, bunlara ilişkin doktrinlerin, eğitim sisteminin, teşkilat yapısının ve harekât planlarının eş zamanlı geliştirilmesidir.
Başarı; çok sayıda prototip üretmek değil, bunları kısa sürede olgunlaştırarak seri üretime geçirmek ve geleceğin harekât ortamında etkin kullanılabilecek bütünleşik askerî kabiliyet oluşturmaktır.
ÖNCELİK ALAMAYAN HAREKAT İHTİYAÇLARI
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bazı kritik harekât ihtiyaçları, uzun süredir gündemde olmasına rağmen hâlâ yeterli önceliği alamamaktadır.
KARGO / NAKLİYE UÇAĞI
Envanterdeki nakliye uçaklarının yaşı ve artan görev ihtiyaçları dikkate alınarak yeni nesil nakliye uçağı tedariki hızlandırılmalıdır.
A400M’nin tedarik ve idame maliyeti yüksek olsa da taşıma kapasitesi ve harekât kabiliyeti açısından gerçek bir alternatifi bulunmamaktadır.
Üretim hattının kapanması hâlinde seçenekler daha da azalacağından, kararların ertelenmesi gelecekte daha yüksek maliyetlere yol açabilecektir.
TCG ANADOLU İÇİN NAKLİYE HELİKOPTERİ
TCG Anadolu’nun sahip olduğu harekât potansiyelinin tam olarak kullanılabilmesi için, gemiden hedef bölgeye personel ve malzeme intikalini sağlayacak deniz şartlarına uygun nakliye helikopterleri öncelikle tedarik edilmelidir.
DENİZ HELİKOPTERİ
Denizaltı savunma harbi, suüstü harbi, keşif-gözetleme, lojistik destek ve arama-kurtarma görevlerinin etkin şekilde yürütülebilmesi için deniz helikopteri envanteri sayı ve kabiliyet bakımından güçlendirilmelidir.
KRİTİK PLATFORMLAR YIPRATILMAMALIDIR
CH-47 ağır yük helikopterleri ile SH-70 deniz helikopterleri, kısa sürede yerine konulması mümkün olmayan kritik platformlardır.
Bu nedenle, asli askerî görevleri dışında zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır. Özellikle orman yangınları için ihtiyaç duyulan hava araçları esas sorumlu Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından önceden planlanmalı ve temin edilmeli/kiralanmalıdır.
Benzer şekilde, deniz aşırı / uzun mesafeli insani yardım faaliyetlerinde de askerî nakliye uçaklarının mümkün olduğunca yıpratılmaması; personel intikali için THY, ekipman intikali için uygun durumlarda dost ve müttefik ülkelerin stratejik hava ulaştırma imkânlarından yararlanılması değerlendirilmelidir.
HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ
Milli Savunma Bakanı Sn. Yaşar Güler, Türkiye’nin hava savunmasını güçlendirmek amacıyla Fransız-İtalyan SAMP/T ile ABD yapımı Patriot sistemlerinin de gündemde olduğunu açıklamıştır.
KAAN’ın millî motoru geliştirilinceye kadar hazır motor, millî hava savunma sistemlerimize balistik füze savunma kabiliyeti kazandırılana kadar hazır hava savunma sistemi tedarik edilmesi son derece doğal ve rasyonel bir tercihtir.
Asıl problem geçmişte yapılan S-400 Hava Savunma Sistemi tedarikidir.
S-400 Hava Savunma Sistemi’ne tahsis edilen kaynaklar yıllar önce millî hava savunma sistemlerinin geliştirilmesine ayrılmış olsaydı, bugün elimizde S-400’den çok daha güvenilir, geliştirilebilir, sürdürülebilir ve tamamen millî, hava savunma sistemleri bulunabilirdi.
Büyük bir başarı hikâyesi olarak sunulan, Türkiye’ye getirilişi televizyonlardan canlı yayınlanan ve haklı gerekçelerle karşı çıkanların neredeyse vatan haini ilan edildiği S-400 tedarikinin bedeli ağır olmuştur.
Bu bedelin sonuçları arasında, KAAN için F110 motorlarının tedarikinde yaşanan sorunlar başta olmak üzere savunma sanayi ve güvenlik alanında karşılaşılan önemli kısıtlamalar da yer almaktadır.
Bugün hâlâ S-400 kararına her gün yeni mazeret üretmeye çalışan dijital propaganda hesapları olabilir.
Ancak bu siyasi kararın sorumluluğu bu kararı verenlere aittir ve Türk milleti önünde bu sorumluluk alınmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı geçmişteki yanlış tercihleri savunmak değil, onlardan ders çıkararak öz eleştiri yaparak millî savunma kabiliyetlerini hızla güçlendirmektir.
MUHARİP HAVA GÜCÜ
F-35 tedarikine yönelik olarak; Senato tutanaklarında açıkça ifade edilen yasal engeller, Türkiye aleyhine birleşen Demokrat ve Cumhuriyetçi Partililer ile yabancı lobilerin yoğun faaliyetleri bulunmaktadır.
Milli güvenlik ve beka konuları; belirsizlik, oyalama ve kamuoyu yönetimiyle değil, şeffaflık, tutarlılık ve devlet ciddiyetiyle yürütülmelidir.
Türkiye’nin acil muharip uçak ihtiyacı, siyasi beklentilere veya belirsiz vaatlere bırakılamaz.
Acil olarak yapılması gereken, eldeki kısıtlı kaynak ve diplomatik çabanın aşağıdaki önceliklere yönlendirilmesidir:
Stratejik hedef olan KAAN’ın en kısa sürede tam harekât kabiliyeti kazanması.
EF-2000 Typhoon tedarikinin ve F-16 ÖZGÜR modernizasyonunun hızlandırılması.
F-35’e kıyasla sonuç alma ihtimali daha yüksek olan KAAN motoru ve F-16 Blok 70 tedarik süreçlerinin sonuçlandırılması.
Muharip İnsansız Uçak Sistemlerinin envantere alınmasının süratlendirilmesi.
MİLGEM VE MİLLİ GEMİ VİZYONU
Türkiye'nin gemi inşa sanayiindeki başarısı tesadüf değildir.
Bugün gurur duyduğumuz MİLGEM Projesinin temelleri; Merhum Oramiraller Vural Bayazıt ve Özden Örnek başta olmak üzere çok sayıda asker ve sivil uzmanın yıllara yayılan emeğiyle atılmıştır.
TCG Anadolu dahil bugün ulaşılan bütün başarıların arkasında onlarca yıllık kurumsal birikim bulunmaktadır.
Bu başarıların bedelini FETÖ kumpaslarında ödeyenleri unutmuyoruz.
Karadeniz'in bugün adeta "MİLGEM Denizi" hâline gelmesi; Türkiye'nin ulaştığı teknolojik seviyenin önemli göstergesidir.
Ancak savaş gemisi ihracatı yapılırken de Deniz Kuvvetleri'nin kuvvet hedefleri ve harekât ihtiyaçları asla zafiyete uğratılmamalıdır
AYYILDIZ KARARGAHI:
Ankara’da yeni tesis edilen Ayyıldız Karargahı’nın, komuta-kontrol ve koordinasyon fonksiyonlarının daha etkin şekilde icra edilmesine ve kuvvetler arası müştereklik anlayışının pekiştirilmesine önemli katkılar sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Ancak bu yeni yapılanma hayata geçirilirken, her kuvvet komutanlığının yerleşik usulleri, kurumsal gelenekleri ve yıllar içinde oluşmuş işleyiş kültürü korunmalı; müştereklik hedeflenirken kurumsal teamüllerden taviz verilmemelidir.
Ayrıca kamuoyunun cevap beklediği bazı önemli sorular bulunmaktadır:
- Ayyıldız Karargahı’na taşınma tamamlandıktan sonra, şehir merkezinde bulunan mevcut karargâh binaları ve arazileri hangi amaçlarla değerlendirilecektir?
- Özellikle İstanbul’da geçmişte yaşanan örnekler dikkate alındığında, bu değerli askeri arazilerin yüksek rant getiren imar ve ticari projelere açılması söz konusu olacak mıdır?
- Böylesine büyük ölçekli projeler için kaynak oluşturulabilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uzun süredir devam eden barınma ve lojman sorunlarının çözümüne neden aynı öncelik ve kaynak tahsis edilmemektedir?
- Ayyıldız projesinin yapıldığı alana çok yakın bir bölgede, 17 Eylül 2025'te temeli atılan Dışişleri Bakanlığı Yerleşkesi inşaatı çok kısa bir sürede tamamlanma aşamasına gelmişken, stratejik öneme sahip Ayyıldız Projesi’nin yapım sürecinin bu denli uzun sürmesinin gerekçeleri nelerdir?
ASKERÎ SAĞLIK SİSTEMİ
Açıklamanın bu bölümünde 30 aydır sürekli gündeme getirdiğimiz askeri sağlık sistemine olan ihtiyaca değineceğim.
Bölgemizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar, yalnızca silah sistemlerinin değil, askerî sağlık sistemlerinin de savaşın sonucunu doğrudan etkileyen stratejik bir kuvvet unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ankara’daki NATO Zirvesine katılacak 32 devletten sadece Türkiye ve İzlanda’nın askeri sağlık sistemi yoktur. Diğer 30 devletin değişik ölçeklerde askeri sağlık sistemi / birimleri idame edilmektedir.
İzlanda’nın zaten “silahlı kuvvetleri” mevcut değildir.
Özellikle vurgulamak istediğim askerî sağlık sistemi yalnızca asker hastanelerinden ibaret değildir.
Bu sistem; kıta, birlik ve gemilerde başlayan sağlık hizmetlerinden, bölgesel asker hastanelerine, askerî sağlık eğitimine ve en üst seviyede Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nin oluşturduğu mükemmeliyet merkezine kadar uzanan bütünleşik bir yapıdır.
Dolayısıyla yalnızca birkaç asker hastanesinin yeniden açılması, askerî sağlık sisteminin yeniden kurulduğu anlamına gelmeyecektir.
ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER
Şehit aileleri ve gazilerimiz, bu milletin en büyük emanetidir. Onların haklarının korunması ve yıllardır çözüm bekleyen sorunlarının giderilmesi sosyal devlet olmanın yanı sıra anayasal bir sorumluluktur.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, şehit aileleri ve gazilerimizin sorunlarının çözümünde asli sorumluluğa sahiptir. TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda görüşmeleri devam eden düzenlemelerin hangi aşamada olduğu kamuoyuyla paylaşılmalı, süreç daha fazla geciktirilmemelidir.
Şehit aileleri ve gazilerimiz yeni vaatler değil, somut adımlar beklemektedir.
PERSONEL ÖZLÜK HAKLARI
Türk Silahlı Kuvvetlerinin en büyük gücü yetişmiş insan kaynağıdır.
Ancak son yıllarda muvazzaf ve emekli personelin özlük haklarında yaşanan kayıplar, ekonomik sorunlar, liyakatten uzak personel uygulamaları ve mesleki motivasyonu olumsuz etkileyen kararlar personel üzerinde ciddi rahatsızlık oluşturmaktadır.
TSK emekli personelinin büyük çoğunluğu yoksulluk, emekli binbaşılar, emekli astsubaylar, emekli uzman erbaşlar ile emekli devlet memurları açlık sınırı altında maaş almaktadır.
Verilen sözler tutulmamakta, emekli personelin hak arama girişimleri engellenmekte hakkını arayan suçlu ilan edilmektedir.
Personel temininden atama ve terfilere, emeklilik süreçlerinden mali ve sosyal haklara kadar tüm uygulamalar; liyakat, hakkaniyet ve kurumsal ihtiyaçlar esas alınarak yeniden değerlendirilmelidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığı yalnızca silah sistemleriyle değil, yetişmiş personelinin moral ve motivasyonuyla da doğrudan ilişkilidir.
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Madımak’ta katledilenler Gaziemir’de türkülerle anıldı
Gaziemir Belediyesi, Madımak Katliamı'nın 33. yılında düzenlediği "Üç Ozanın Dilinden; Türkülerle Var Olmak" konseriyle, katliamda yaşamını yitirenleri andı. Başkan Ünal Işık, "Madımak, b...
Asarlık Trafik Eğitim Parkuru'nda her gün 50 çocuk kuralları öğreniyor
Menemen Belediyesi'nin geleceğin bilinçli sürücülerini ve yayalarını yetiştirmek amacıyla Asarlık Gençlik Merkezi içerisinde hizmete açtığı Trafik Eğitim Parkuru, çocuklar ve ailelerinden...
Narlıdere Belediyesi’nden temizliğe güçlü takviye
Narlıdere Belediyesi’nin temizlik filosuna kazandırdığı, fil olarak da bilinen 6 adet akülü süpürge makinesi ile çok fonksiyonlu çöp toplama taşıyıcısı ilçenin ortak yaşam alanlarında, pa...
Genç Yaka’da bilgi yarışması heyecanı!
Karşıyaka Belediyesi, yepyeni bir oyun ve sosyal yaşam merkezi olarak geçen aylarda Bostanlı’da hizmete açtığı Genç Yaka’da bilgi yarışması düzenledi. İki ayrı yaş kategorisinde gerçekleş...
Menderes’te Bateri ve Darbuka Kursları Başlıyor
Menderes Belediyesi, vurmalı çalgılara ilgi duyan vatandaşlar için bateri ve darbuka kursları verecek. Tamamen ücretsiz olacak olan kurslar için son kayıt tarihi 13 Temmuz 2026 olarak açı...
CHP İzmir Milletvekili Av. Sevda Erdan Kılıç: “Madımak’ı yakan zihniyetle mücadelemiz sürüyor"
CHP İzmir Milletvekili Av. Sevda Erdan Kılıç, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen aydınları, sanatçıları ve canları anarak yaptığı yazılı açıklamada, Sivas Katli...
CHP'li Murat Bakan: "İktidar muhalefeti ortadan kaldırmaya çalışıyor"
CHP İzmir Milletvekili Murat iktidarın yargı gücüyle muhalefeti ortadan kaldırmaya çalıştığını belirterek: "Tek yaptıkları şey; ellerindeki kamu gücüyle, kamu otoritesi gücüyle muhalefeti...
Dikili'de 100. Yıl Coşkusu: Kabotaj Bayramı Büyük Katılımla Kutlandı
Dikili’de Türk denizciliğinin bağımsızlık simgesi 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın 100. yıl dönümü düzenlenen törenlerle kutlandı. Atatürk Meydanı'nda başlayan kutlamalar, gün b...
Egeli akademisyenden ebeveynlere, ‘az oyuncak çok oyun’ tavsiyesi
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Ege Bilişsel Gelişim Laboratuvarı Koordinatörü Doç. Dr. Fatma Cansu Pala Dedeoğlu, çocuk gelişiminde oyuncak kullanım...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Deniz Baysal ve Barış Yurtçu Boşanıyor mu?
Oyuncu Deniz Baysal ile müzisyen Barış Yurtçu'nun evliliğinde sorun yaşandığı yönündeki iddialar magazin gündeminde geniş yankı uyandırdı. Çift cephesinden henüz herhangi bir açıklama gel...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Akıllı cihazlar anatomimizi nasıl değiştiriyor?
Akıllı telefon ve tabletlerin hayatın merkezine yerleşmesi, insan vücudunda daha önce görülmemiş anatomik değişimleri ve sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor. Uzmanlar; omurga deformasyonundan görme kaybına, kas zayıflığından motor becerilerin körelmesine kadar pek çok kalıcı hasara yol açan bu yeni tabloyu "telefon vücudu" olarak tanımlıyor.







Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.