Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Beni SEN öldürdün!

07 Kasım, 2020

   Ben Hüsnü Kırabalı, Ben Kenan Yeşiloğlu, Ben Rabia Uzun, Ben Hayati Uzun, Ben Nazmiye Doğrayan, Ben Burcu Yüksel, Ben Dila Yüksel, Ben Ege Ilgaz Yüksel, Ben Umut Perinçek, Ben Buse Demir, Ben Birgül Pandal, Ben Fatma Erçetin, Ben Fatma Öztemel Öztürk, Ben Hasena Argüder, Ben Elif İnan, Ben Ünal Eren, Ben Çınar, Ben Birgül Pandal, Ben Murat Ferda Duman, Ben Ekrem Özgür Duman, Ben Lena (4), Ben Diren (3), Ben Feda (10), Ben Vera (6), Ben Arefe Yücel, Ben Fidan Gezgin, Ben Seda Dinçer…

   Deprem benim kaderim mi?

   MÖ 1760 yılında yazılan Hammurabi kanunlarının 229. Maddesinde “Bir inşaatçı her hangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan öldürülür. “ diye yazar…

   Ben ölmedim, öldürüldüm…

   Kaderime ölüm imzanı sen attın!

   Bilimi, tekniği ve insan yaşamını önemsemedin, dikkate almadın.

   Güvenli kentleşme ve yapılaşma yerine, kişi ve grup çıkarlarına dayalı bir yapılaşma anlayışı kentlerimizi yaşanmaz bir hale getirdin. Ormanlar, ağaçlar, yeşil alanlar, su havzaları, park ve bahçeleri yok edilerek kentlerde boş alan bırakmadın

   Kentlerimiz küresel iklim değişikliklerinin etkisi altına sokularak afetlere açık hale getirildi. Güvenli yapı ve yaşanabilir bir çevrenin yaratılması öncelikleriniz arasında yer almadı.

   Bilim ve mühendislik dışı yapılaşma ve kentleşme anlayışını bir tarafa bıraktın. Dere yataklarının yapılaşmaya açtın.    Yağan yağmur suyunu alacak toprak kalmadı. Derin bodrum kazıları yer altı drenaj sistemini bozdu ve sen dikkate almadın. Yağan yağmuru suçlu ilan ettin.

   Deprem bir doğal afet değil, bir doğa olayıdır. Üç kuruş fazla kazanmak için malzemeden çaldın, daha fazla ürün koymak için kolon kestin… Benim can ve mal güvenliğini hiçe saydın.

   Deprem toplanma alanlarını, parkları, rekreasyon alanlarını ve ormanların imara açtın. Halkın can ve mal güvenliğini hiçe sayarak yetmezmiş gibi , 'imar barışı' adıyla imar affı ilan ettin.

   Yapının depreme dayanıklı olup olmadığına ilişkin sorumluluğu mal sahibine yükledin. Her türlü imar yolsuzluğu yasal hale getiren sen değil misin? Her depremin geliş tarihinde ve sonrasında sanki bir ilk yaşanıyormuş gibi bir doğa olayı deyip geçtin… Deprem sonrası yaşananlara karşı bugüne kadar önlem almadın. Bilimi ve tekniği dışladın, pervasızca davrandın!

   Ülkemiz deprem kuşağında olduğunu bildiğin halde sürekli yıkılmamızı görmezden gelip, acılarımızı seyrettin. Rant odaklı kentleşme politikalarına öncelik verdin!..

   Her deprem sonucu yaşanan can kayıplarının yaralanmaların ve tahribatların sorumluluğunu almadın.

   Deprem bir doğa olayı ise doğa ile bir türlü barışamaya çalışmadın.

   Doğa olayı ile birlikte yaşamayı öğrenemedik. Önlemler almayı beceremedin. Doğanın kendi kuralları her zaman işleyecektir. Önemli olan yaşanacak olayları afete dönüştürmeyecek yapıların üretilmesi ve sağlıklı bir çevrenin yaratılmasıdır.

   Can ve mal kaybını en aza indirecek yapıları ve güvenli çevre düzenlemeleri yapmadın.  Coğrafyamız bize yol gösterdiği halde hep üç maymunu oynadın… Halkın can ve mal güvenliğini sürekli hiçe saydın.

   Demirden çimentodan çalan, kolon kesen katil sürüsünün işledikleri ve işleyecekleri cinayetleri göz ardı ettin... Hesap sormadın! Kayıp hayatları umursamadın.

   Oy ve para toplarım diye imar, inşaat, iskân izni veren, imar affı çıkaran siyasete; rüşvetle imza atan bürokrasiye; malzemeden çalan müteahhide; dükkân için kolon kesip, duvar yıkanların fırsatçılara göz yumdun, denetlemedin.

   Depremin bu toprakların her daim yüzleşmek zorunda olduğu gerçekliği ile ben/biz hep baş başa kaldık.        Sorumluluklarını devre dışı bıraktın. Çünkü her şeyi Allah’a havale ederek işin içinden çıkmaya çalıştın… Sistemsizliğin ve adam sendeciliğin sayesinde benim yaşamım bitti/gitti!

   Her deprem ardından devletimizin tüm olanaklarıyla vatandaşlarının yanında olduğu cümlelerini söylemeyi sürdürdün. Oysa devletin şefkatli eli ben ölmeden, yanlışlar yapılmadan önce harekete geçmeliydi.

   Deprem bir doğa olayıdır. Afetleri insanlar yaratır!

   Senin pervasızlığındır AFET!

   Siyaset, inşaat ve ticaret şeytan üçgeni sisteminde kamu ihmali, hatası ve kastını sen yarattın… Çünkü insan hayatına değer vermiyorsun!..

   Facialar nedeniyle istifa eden ahlaklı, onurlu bir bakanın bile çıkmadı…

   Sen; eşine dostuna verdiğin müteahhitlik karnelerinle, kayırmacı ihalelerinle, malzemeden çalan müteahhitlerle, rüşvet alıp onu görmeyen kontrol görevlilerinle, depreme dayanaklı bir zeminde yapılacağını bildiği halde projeye onay veren yetkililerinle, gerekli koşullara sahip olmadığını bildiği halde imar ve iskân izni veren bürokrasinle ve bu çark içinde dönen rüşvetlerle beni öldürdün…

   İmar affınla, oy ve para toplama peşinde koşarken,  senin göz yumduğun her şey beni öldürdü! Herkes inşaat işi alabiliyor, inşaatı kafasına göre yapabiliyor. Böyle mi olmalı? Malzemeden çalarak, az maliyetle, insanların hayatını riske atarak yapılan evlerin satılması hep işine geldi. Binanın altında kolonları kesen, kolonları oyup içinden su borusu geçirerek ticarethane açan, beton duvarları yıkıp cam duvarlarla vitrin yapanlar beni öldürdü. Yine depremde ağlayacak ve hesap sormayacaksın, unutacak eski normaline dönecek ve bir dahaki depreme kadar konuyu unutacaksın.

   Ben senin ihmalinden öldüm. Yeni depremlere/sel felaketlerine kadar konuşmayacaksın ama benim yakınlarım, evlerini kaybedenler, göçük altında saatler geçirip kurtarılanlar o günü hiç ama hiç unutulmayacak. Ben ebediyete göçtüm. Gidenlerin sayısının daha da artmaması için sadece bugünü değil geçmişi de masaya yatırmak zorundasın. Geçmişte yaptıklarının, yapılmasına izin verdiklerinin faturasını bugün ağır bir şekilde ödeyeceksin.

   Ülkemiz, gelecekte de değişik büyüklüklerde depremleri yaşamaya devam edecektir. Düşük standartlarda sağlıksız ve yasadışı bir yapılaşma, düşük nitelikli kentleşme ile afetleri önleyemezsin. Depreme karşı hazırlıklı olma ve zarar azaltma çalışmaları ülkemizin önceliği olmadı.

   Her şeye rağmen, İzmir depremindeki kurtuluşlar, ölümler, insanlık görüntüleri, dayanışma duygularımızı alt üst etti. Gece gündüz demeden, hayatlarını riske atarak, enkazları elleriyle kazıyan, cankurtaranlar, insanlık için BİZ olabilen arama-kurtarma ekipleri, itfaiyeciler, madencilerin, basının ve tüm görevlilerin ortak hüzün ve sevinçlerini hep birlikte yaşadık. İzmirlilerin ve Türkiye’nin verdiği insanlık ve dayanışma birlikteliği için TEŞEKKÜRLER!

   Bu acı olayları tekrar yaşamamak ümidiyle, ölen canlara rahmet diliyor, afetlere karşı sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkının hepimizin öncelikli hedefi olmasını istiyorum.

   Sağlık ve sevgiyle kalın.



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Danla Bilic: Virüs varsa aşk yok

Sosyal medya fenomeni Danla Bilic, önceki gün Vadistanbul’da objektife yansıdı. Neşeli tavırlarıyla dikkat çeken Bilic, “Yalnız geziyorsunuz, hayatınız kimse yok mu?” sorusuna şöyle yanıt...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Pandemide çinko eksikliğine dikkat!

İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Osman Erk anlattı. Coronavirüse karşı bağışıklığı güçlü tutmak şart... Prof. Dr. Erk, vücut direncini artıran en önemli minerallerden biri olan çinko ile ilgili önemli bilgiler verdi. Çinko bağışıklık sistemini güçlendiren önemli minerallerden biri…

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR