Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Zehirsiz Gıda Üreticisi, Yeni Nesil Kadın Çiftçi Nihan Atay

14 Ekim, 2019

 

   C:\Documents and Settings\USER\Desktop\KADININ GÜCÜ\KADININ GÜCÜ LOGO.png

   Nihan Atay “Ben yeni nesil çiftçiyim, beni böyle tanımlayın” diyor, eski beyaz yakalı, yeni çiftçi, temiz ve zehirsiz gıda üreticisi ve tarladaki Devrim’in annesi…

   İşte yine bir kadının gücü!..   Nihan Atay’ın Urla enginar çiftliğindeyiz. Kadın ruhu ve eliyle işlenmiş toprağın bereketini, çiftliğindeki doğayla barışık yaşamını, tarladaki Devrim’in annesini ve kadın çiftçi  Nihan Atay’ı enginar tarlasında konuştuk…

    A.Tuncayengin: Nihan Atay’ın yeni nesil çiftçilik hikâyesi nasıl başladı?

   N.Atay: Beyaz yakadan kendini kurtarmış, şehirden ayrılıp daha kırsal bir yerde kendi gıdasını temiz gıdasını üretebilmeyi amaçlayan bunu işe dönüştürmeye çalışan yeni bir çiftçiyim. 10 yıllık iş hayatı tecrübem var. Sonrasında koşullar ve hayat sürükledi. İşten ayrıldım. Hamile olduğumu öğrendim. İş arama macerasına girmek istemedim. Çocuğumun büyümesini bekledim. Urla’daki çiftliğimize gidip geliyorduk. Babam bana sürekli Mordoğan’dan taze yumurta taşıyordu. Marketteki yumurtaları küçük bir yerde yaşayan, güneş görmeyen dolaşmayan katkılarla formüle edilmiş olduğu için yemiyorduk. Oğlum doğduktan Urla’daki çiftliğimize gidip, gelmeye başladık. Sonra bahçemiz var, yerimiz var dedim. 3- 5 tavuk alayım, 10 tavuk alayım derken tavuklar doğurmaya başladı. Komşulara veririz, abime veririz, anneannemize veririz derken daha tavuk almaya başladım. Arkadaş çevrem “senden yumurta alırız” diye beni motive etti. Benim 5-10 tavuk oldu 100-150 -200 bir ara 300’lere çıktı. Kümese gelincik girdi ve tavuklarımız telef oldu. “Kaz alın, bekçilik yapar” dediler. Kaz aldık iki kaz çoğalsın dedim. Hayvanları çoğaltım derken kaz sürüm oldu.  Ördek eksik, hindi eksik oda olsun, buda olsun derken hayvan çeşitliliği arttırdım. Çeşitliliği arttırırken hep sayılarını da arttırdım. Hayvanların doğal olarak üremesiyle sayıları arttı bir kuluçka makinesi edinerek, kendiliğinden gurka yatmak denilen hayvanların hamilelik süreci denilen o sürece girmeyen hayvanların da yumurtalarını makineden çıkarmaya başladım. Bu şekilde kanatlılardan bir ordum oldu. Urla’ya ilk geldiğimde tamamen buraya yerleşmedim. Hafta sonları gidip geliyordum. Sonra sıklaştı gelip gitmeler. 1.5 sene önce birden “burada neden yaşamıyoruz, yaşayabilir miyiz” diye düşündük. Eşimin de biraz fedakârlığı oldu. “Olur, yaşarız buradan İzmir’e gider gelirim dedi. Çocuğumuz çok mutlu. Burada bütün gün çıplak ayakla toprağın üzerinde dolaşıyor, hayvanları var. O yaştaki başka çocukların romanlarda gördüğü hayvanlar Devrim’in günlük hayatında var. Kümese girip yumurta alıyor. Domates dikiyorum. Biberi kopartıp dalından yıkamadan yiyebiliyor. Çünkü kimyasal kullanmıyoruz. Yaşayabilir miyiz düşüncesi ile yaşamaya başladık.   C:\Documents and Settings\USER\Desktop\NİHAN ATAK ENGİNARCI\FOTO SON\SL279410.JPGC:\Documents and Settings\USER\Desktop\NİHAN ATAK ENGİNARCI\FOTO SON\SL279411.JPG

   A.Tuncayengin: Enginar Hikâyeniz nasıl başladı?

   N. Atay: 1985 yıllarında dedem enginar deneyen ilk üreticilerindendir. Dedem bunu iki sene yapabildi. Vefatından sonra babam enginara devam etti. Babam Urla’da 25 seneden fazla enginar yetiştiriciliği yaptı. O zamanlar Urla bu kadar kalabalık değildi. Enginar da bu kadar popüler olmasa da babamın çok müşterisi vardı. Üniversitede okurken her hafta sonu İzmir’e gelirdim. Tarla, çiftlik işlerini de sevdiğim için babama yardım ederdim. O zamanlar enginarı yetiştirme kısmını bilmiyordum fakat hasat sürecinde hep yer aldım. 3 sene önce babam artık ticari olarak enginar işini yapmamaya başladı. Çiftlikte çalışan ve enginar ve topraktan çok anlamamasından kaynaklı biraz soğudu bu yetiştiricilik olayına. Benimde bir sürü hayvanım oldu. “Ben enginar yapmayacağım, sök enginarı yap buğday, hayvanlarına hiç dışarıdan yem almazsın” dedi. İlk başta çok mantıklı geldi. Sonra düşündüm ki bu çiftlikte 30 yıldır enginar yetiştiriliyor ve ağaçlı yoldan geçen birçok insan buradan baktığında enginar tarlası görüyor ve enginar müşterisi var. Bunu devam ettirmek istedim. Bir farkla üretim metodunu değiştirerek yapmaya başladım... Babam bu işi konvansiyonel tarım olarak yaptı. Organik tarım yapıyorum! Babam konvansiyonel tarım yaparken verim çok artsın, o ilacı da sıkayım şeklinde değildi. O zamanın insanlarının öğrenmişliklerinden gelen “şu zamanda şu gübreyi kullanalım, sinek geldi bu ilacı atalım bu da ziraatçıların yönlendirmesiyle olsun” diyerek, bu şekilde tarım yaptı. Üreticiliğinin son iki yılında ticari faaliyette bulunmadığı için de hiç bir şey kullanamadı. Toprak benim için bayağı arınmıştı. Enginar yetiştiriciliğinde ikinci senem... Yediğimiz gıdalar marketten, çarşıdan, pazardan aldığımız her şey birazda bu işlerin içine girince gıda toplulukları ile tanışmaya başladım ve ekolojik tarımın ne olduğuna araştırdım. Yediğimiz şeylerin şifalı olduğu konusunu düşünmeye başladım. Televizyon programlarında anlatılanlar sebze buna yarar meyve şuna yarar dediklerinde artık bizim vücudumuza etkisi olmadığını düşünüyorum. 12 ay her şeyi tarlamda üretemediğim için bazı şeyleri hala dışarıdan alıyorum ancak içim rahat değil. Kendim yetiştiriciliğe başladıktan sonra hiçbir kimyasalı kullanmadım. Bunun içinde gübresi de, tarım ilacı da dâhil. Biz derken gıda toplulukları olarak ifade ediyorum. Tarım ilacı değil, bu tarım zehridir. Yapılan araştırmalar Türkiye de tarım ilacı kullanımının korkunç derece de yanlış ve yanlış zamanlarda, yanlış oranlarda yanlış ilaçlar yanlış sebze ve meyvelere atılarak yapılıyor. Maalesef sürekli toprağımızdaki verimi kaybederek, topraktaki canlılığı öldürerek, arıları öldürerek, en sonunda sadece karnımızı doyurmak için önümüze gelen gıdaları tüketmek zorunda kalıyoruz... Türkiye’de kullanılan tarım zehirlerinin yüzde 97’ si toprağa, havaya, suya, canlılara etki ediyor. Atılan tarım zehrinin sadece yüzde bir buçuğu bitkinin üzerindeki zararlıya tesir ediyor. Bu bilimsel çalışmanın söylediği bir rapor… Hayvan gübresi dışında zararlı ile mücadele etmenin birçok yöntemi var. Ev yapımı doğal reçeteler üzerinden bunları araştırıyorum kitaplarda var. Ege Üniversitesinden bir hocamızın kitabı var börtü böcek için doğa dostu önerilerle ev yapımı ilaçlar. Hangi zararlıya hangi ev yapımı ilaçlar kullanılır bunları araştırıp öğrenmeye çalışıyorum. Zararlılarla yine doğal yöntemlerle mücadele etmeye çalışıyorum.  Gıda topluluklarıyla beraber permakültür tasarımcısı hocaların kurslarına katılıyorum. Teknik bilgileri öğrenerek çiftlikte uygulamaya çalışıyorum. Kimyasal olmadan toprağa faydası olan canlılık ve çeşitliliği arttıran faydalı mikroorganizmaları artaken, faydasızlar bastırılıyor her şey bir döngü içinde!

   A Tuncayengin: Topuklu ayakkabılardan sonra çiftlik çizmelerini giymeye nasıl karar verdiniz? 

   N.Atay: Benim aslında buraya gelirken ki amacım babam bana “ ben enginar yapmayacağım, sen buğday yap” deyip, ben enginar yapacağım kararıma kadar ki etken şu oldu! Biz burada yaşıyoruz. 10 yıllık kurumsal deneyimimden sonra, hamilelik ve çocuğum doğduktan sonra bu çiftlik hayatına geçip, çocuğumun hayvanların içinde, ağaçların, çiçeklerin içinde yetiştiği ortamdan kendimi tekrar makyaj yapıp, her sabah yedide kalkıp hazırlanıp sekiz buçukta masa başında olup, topuklu ayakkabı giyip, giyinip gidecek hayata tekrar adapte olmak istemediğime karar verdim. Kurumsal hayatta da çok keyifli çalıştım belki ama çocuklu hayattan sonra çocuğumdan ayrı kalmak istemiyorum burada çok daha esneğim, doğal hayattan çok memnunum. Yeni koyun aldım iki dişi, bir erkek günde yarım saat gidip damda onların yanında oturmak, onlara bakmak beni çok mutlu ediyor. Çocukluğumda da öyleydim. Bu ağaçlı yolda onun büyükbaşları var ben o hayvanların yetiştiği yerlerden köy yollarından geçerken o kokuyu severim. Tekrar kurumsal hayata dönmek istemedim ne yetiştirdiğimi ne yediğimi bileyim istedim. Kendimize yetecek kadar olsun ama nasıl yetiştirdiğimi bileyim bize şifa olsun düşüncem vardı. Kendimi sıfırlamak yerine enginarla yeni bir gelir alanı açmaya çalıştım. Hayatımızı idame ettirmeye katkıda bulunacak kadar gelirimiz olacak şekilde enginarla bu işi yürütüyorum. Enginarı sadece taze ürün olarak satmak değil. Urla’mızda enginar üretici kooperatifinin kurulmasını,  enginar konservesi, salamurası yapacak bir tesisin kurulmasını istiyorum. Üretim evde olunca ben ancak küçük salamura adetleri olarak sınırlı kalıyorum. Umarım Urla belediyesi bizlere bir yer gösterir soğuk hava deposu olur, enginar üreticilerinin ürünlerini oraya koyacağı bölümler olur. Çünkü enginarı kestiğiniz gün 2-3 gün içinde satmanız gerekiyor. Ben hep sipariş üzerine kesiyorum. Kesilmiş bir yerde bekletmiyorum. O gün kargoya veriyorum veya tarlaya gelene veriyorum. Enginar Urla’nın coğrafi işaretidir. Enginarın da 12 ay boyunca tüketiciye hem taze hem konserve olarak farklı çeşitleriyle sunulması gerekiyor. Tesis ve kooperatif yetkililere konusunda taleplerimizi sürekli sunuyoruz… 

C:\Documents and Settings\USER\Desktop\NİHAN ATAK ENGİNARCI\SL279432.JPG  

C:\Documents and Settings\USER\Desktop\NİHAN ATAK ENGİNARCI\FOTO SON\SL279445.JPG

   A.Tuncayengin: Urla’daki enginar yetiştiriciliğinde “Eski nesil üreticilerle, Yeni nesil üreticiler” arasındaki sayısal durum nedir? Artış var mı, yoksa eksiliyor mu?

   N.Atay: Genç üretici sayısındaki artışı bilmiyorum Şunu biliyorum ki Urla da organik tarım sertifikalı enginar üreticisi bir tane var. Bende ikincisi olarak sürecin içindeyim. Urla da birçok enginar üreticisi var hepsi konvansiyonel tarım yapıyor. Birçoğunun yerli kökten hibrit köke döndüğünü biliyorum. Çünkü bir hibrit kök yerli 4-5 adet verirken, hibrit kökünün çeşitleri var.  Duyduklarıma göre 20, 25, 35, 40, 50’lere kadar bir kökten ürün veren enginar çeşitleri var. Belki ülkenin ekonomisi de insanları bu duruma getirdi! Benim gibi düşünen çiftçiler de var. Biraz da bununla mücadele ediyoruz amacımız yerli tohum, yerel tohum, kimyasalsız üretim, atalık tohum, zehirsiz sofralara oturmak.

   A.Tuncayengin: Enginarın sağlıklı bir ürün olduğunu biliyoruz. Ancak enginar yetiştiriciliğinde kullanılan hibrit tohum, kimyasallar ve ilaçlarla “enginar sağlıklı bir üründür” diyebilir miyiz?

   N.Atay: Enginar’ın faydası çok, bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Ancak günümüzün tarım yetiştiriciliğinde sürekli kimyasallarla yetiştirilen, sürekli ilaç atılan sebzelerin gerçekten insan sağlığa faydalı olduğuna değil, sağlığa zarar verdiğine inanan insanlardan biriyim. Enginarın faydası var ancak ürüne zehir atmadığınız zaman faydası var. Çok emek isteyen bir iş… Kendi yerimde yaşadığım yerde her işimi yapmak istiyorum. İşin içinde olmak istiyorum. Dışarıdan gelen işçilerle beraber çalışıyorum. İşçilerden çok şey öğreniyorum. Molalarda işçilerle sohbet ediyorum. Tarlaya gelen kadınların bilgisinden faydalanıyorum. Bütün bilgileri dinleyip, kendime göre uyguluyorum.

  

    C:\Documents and Settings\USER\Desktop\NİHAN ATAK ENGİNARCI\FOTO SON\SL279451.JPG

   A.Tuncayengin: Organik tarım ve hayvancılık yapmanın esasları nelerdir?

   N.Atay:  Hayvanlarımız buradaki bütün her şeyi yiyor. Çok şanslılar. Üreticileri tanımak gerekiyor. Ot olması lazım yapraklarının böcekle yenmiş olması lazım. Arıcılık kursuna da gittim. İki kovan aldım arı arıyorum Bahçemde arılar da olacak.  O zaman bahçeme gelen müşteri arıları görünce zehirsiz tarım yaptığımı görecek. 2 dişi bir erkek küçükbaş konunum var. Artık etimizi de dışarıdan almayacağız. Gıdamızın ve beslenmemizin çoğu buradan çıkıyor. Bakkala, markete gitmeden her şeyimi buradan almayı istiyorum. Yazlık ve kışlık kendi mutfağıma yetecek kadar ürün yetiştiriyorum. Ben bu işte yeniyim. Ancak her sebzesin büyüme koşulları farklı. Bazen oluyor, bazen olmuyor. Tam tersine 30 sene önce sebze ve meyvelerin içindeki değerleri ile oranları azalıyor şimdikiler aynı değil. Toprakta verimliği düştü toprağı o kadar çok işlemiş o kadar çok zehir atmışız ki… Dünyada Tarım yapılabilmesi için bir toprakta organik madde miktarının 4ün üzerinde olması gerekiyor.  Türkiye de 1.2 ile 1.4 arasında oranında şu anda… 2 sene önce benim tarlamdan aldığım numunede toprağımda 2.2 oranında organik madde miktarı çıktı. Belki de şu an 2.4 oldu. Bu sene tekrar ölçüm yaptıracağım. Bu üretim metoduma devam ettiğim sürece hasat oranım çok daha iyi olacak, toprağın bereketli olması için belki beş sene beklemem gerekecek. Toprağımın iyileşmesi gerekiyor. Hedefim toprağımın organik madde miktarını yükseltmek. Enginar da bir marka olmayı planlıyorum. Enginarda da yan ürünlere devam edeceğim Kendi reçetelerimi yapmak istiyorum. Sadece enginar ve enginarın yan ürünleri ile ticarete devam etmek istiyorum. 

   Yeni nesil çiftçi kadın Nihan Atay’ı “zehirsiz sofralar” ve “sağlıklı-temiz gıda” konusunda destekliyorum. Doğayı, insanı ve diğer tüm canlıları zehirleyen pestisitlere mecbur değiliz.

    Cadının bize uzattığı zehirli elmayı yemiyoruz, 

    Zehirsiz Sofralar için harekete geçiyoruz!

C:\Documents and Settings\USER\Desktop\TÜLOV\İNSTAGRAM.jpgenginarciftligi_urla

 



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Halit Ergenç: “Her şey çok güzel...”

Ekranların sevilen çifti Halit Ergenç ve Bergüzar Korel, geçtiğimiz gün Levent'de objektiflere yansıdı. Sabah saatlerinde geldikleri AVM’de kısa bir alışveriş turuna çıkan ikili, özellikl...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bu faydasını kimse bilmiyor!

Soya fasulyesi Doğu Asya'ya özgü bir baklagil türüdür. Asya yemeklerinin önemli bir parçasıdır ve binlerce yıldır tüketilmektedir. Bugün, çoğunlukla Asya ve Güney ve Kuzey Amerika'da yetiştirilmektedir. Soya unu, soya proteini, tofu, soya sütü, soya sosu ve soya yağı gibi çeşitli soya ürünleri mevcuttur. Peki, soya fasülyesinin faydaları nelerdir? Soya fasülyesi neye iyi geliyor? Merak edilen tüm detaylar haberimizde...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR