Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

İsraf

04 Ekim, 2017

   Büyük teyzem bizlere sürekli “israf etmeyin” diye tembihlerdi. Sofraya iyice yaklaş, tabağını önüne çek, ekmeği ağzınla koparma, tabağının içinde ekmeğini elinle bölerek ye! Öyle tepsiyle koltukların tepesinde oturup, odana tepsiyle yemek götürmek nerde yasaktı. Kocaman yasaklar, komutlar vardı.

   Yere kırıntı dökme, tabağında yemek bırakma, sıyır tabağını, pirincin, bulgurun son tanesi için bile “hadi ye de arkandan ağlamasın“ derdi rahmetli. Bizde kimse ağlamasın diye yerdik. Biraz korkar, biraz çekinirdik ondan. Otoriter bir kadındı. Dış işler ve iç işlerden sorumluydu.

   Sofra da yemek yeme adabından, giydiğimiz kıyafetlerin dikilmesi, büyüdüğümüz dönemlerde küçülenlerin yeniden tadilat görmesiyle hep büyük teyzemiz ilgilenirdi. Her tadilatta yeni bir elbiseye sahip olmuş gibi hissederdim.

   Anneannem orkestra şefi gibiydi, ona “Nimet sultan” derdik… Tatlı nağmelerle, sevgiyle, hoşgörüyle, sabırla kızlarını ve torunlarını idare ederdi. Herkesin sorununa çözüm bulurdu. Sakin, akılcı, çözüm odaklı bir kadındı. Anneannem, büyük teyzemiz ve ninem Osmanlı kadınlarıydı. Ninem Trablusgarp Valisi Ragıp paşanın kızı olarak zenginlikler içinde yaşamıştı. Ud çalardı. Çalarken ince nağmelerle söylediği şarkılarında onu hayran hayran dinlerdim. Anneannem ve büyük teyzemiz piyano çalıp, söylerlerdi safiye ayla’ya benzeyen sesleriyle dinlerdik.

   Avrupa görmüş, dadılarla büyümüş bu kadınlar varlıklı yaşadıkları kadar, savaşın yokluk zamanlarından da nasiplerini almışlardı.

   Geçmiş yaşantılarını hiç belli etmezlerdi. Mütevazı, alçak gönüllü insanlardı. Komşuları evlerine ilk kez girdiğinde, evdeki obje ve tabloları görünce geçmişlerinin ihtişamına tanık olur, şaşırırlardı. Görgü böyle bir şey…

   Erkekleri savaşta şehit olunca, yaşamlarını israf etmeden sürdüren bu güçlü kadınlar bana da rehber oldular. Şanslı olduğumu düşünüyorum.

   Sürekli okuyan kadınlardı. Ev atölye gibiydi. Alsancak da bahçeli bir Rum eviydi… Sonra Güzelyalıdaki mütevazı dairelerinde huzurla ömürleri son buldu. Kumaşlar alınır dikişler dikilir, tadilatlar yapılırdı. Reçeller, tarhanalar, salçalar, turşular kurulur, sebzeler kurutulurdu. Her şey evde yapılırdı. İşleri bitince her sabah bigudi yaptıkları saçlarını açarlar, fistanlarını giyerler bazen komşu gezmelerine bazen de kültür gezilerine giderlerdi. Mutfakta olup, biten her şeyi onlardan öğrendim.

   Ne ilişkilerini ne de hayatlarını israf etmediler. Az ile mutlu olmayı bilirlerdi.

Bize de israf etmemeyi öğrettiler. Allah rahmet eylesin. Onlar hayatımın ne büyük zenginlikleriymiş meğer… Pirincin peşine düşen, ekmeğin kutsallığı ile büyüdüğüm o evler yok artık. O insanlar gibisi de yok. Ben de çocuklarıma büyüklerimden aldığım ev eğitiminin önemli değerlerini öğretmeye çalıştım. Zinciri israf etmeden umarım tamamlarlar.

   İsraf hikâyesi sadece bu anlattıklarımla bitmiyor. Babam – Annem sofranın bereketine inanırlar. Herkes aynı saatte yer ve kalkar. Hala aynı gelenek devam eder.Sofrada sohbetle zaman geçer. Aile olmanın en güzel anlarıdır. Amaç birlikte günü konuşmak, paylaşmak ve birbirimizden haberdar olmaktır...

   Sadece israf etmek yemek içmekle alakalı değil. İlişkilerimizi de israf ediyoruz. Aile, arkadaşlık ilişkilerimizin üzerini karabulutlarla örtüyoruz.

   Emeğin ve üretimin değerini unuttuğumuz yerde de, israf başlıyor.

   Har vurup harman savuran, nereden geldiğini bildiği halde, elin eşeğiyle türkü çığıran mirasyediler bu ülkeyi hak etmiyor.

   Halkın hakkını israf ederek yiyenler mesela!

   İsraftan bahsedince aklıma 2015 yılı Nisan ayında Bülent Arınç’ın ahde vefa yemeğinde yaptığı bir konuşma geldi.

   Arınç “ İsraf konusunda karnemiz kırıktır” demişti. "İsrafın önünü alsak sizden vergi almamıza gerek kalmaz” diyerek, halka yüklenen vergilerin neden kaynaklandığının itirafını altını çizerek yapmıştı.

   “13 yıllık iktidarımızın her tarafı altın yazılarla, başarıyla doludur” demiş olsa da israf konusunda “karnemiz kırıktır" diyorsa ve sözünü “Allah, israf edenleri sevmez. Peygamberimiz, ‘Bir akarsuda abdest alsan bile israf etme’ buyuruyor” diyerek tamamlıyorsa o zaman birileri “ne Allah ne Peygamber dinliyor” diye düşünüyorum!

   İsraf ederek geldikleri 13 yıla ister “altın yazılar yazdık, ister başarılarla doldurduk” desinler, iktidarın har vurup harman savurduğu israflar sonucunda bizim yastık altına kadar eli girdi.

   Haberiniz var mı?

   2017 yılında kapanan şirket sayısı, 2016 yılına göre %29.26 kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı %11.36, kapanan kooperatif sayısı %4.35 oranında arttı.

   Binlerce esnafın kepenk indirdiğinden, vatandaşta para kalmadığından haberiniz var mı? Herkes kan ağlarken milletin yastık altı altınlarıyla ekonominin kurtulacağına mı inanıyorsunuz?

   Türkiye'nin altın rezervi; Merkez Bankası: 436 Ton, Yastık altı: 1300 Ton

   Hazine boşalınca, Mehmet Şimşek devreye girdi: Yastık altı altınları getirin ekonomiye değer katın! 

   İstifa etmiyorsunuz, istirahat edin o zaman… Metal yorgunluğundan beter durumunuz!

   Bir yandan faizle dolar satın alırken diğer yandan yabancı sermaye karşılığında ülkemizin bir bir değerlerini satıyorsunuz. Bugünkü halimiz içler acısı. Ekonomik düzenin piyasalara getirdiği durum yangın yeri…

   Yastık altı, faizler falan diyoruz da diğer taraftan samanı bile ithal eder hale geldik.

   Bu arada “Yerli tohum kullanılmasını öneren” Emine Erdoğan hanımefendinin AKP hükümetinin 2006 yılında çıkardığı kanunla yerel tohumların satışına getirilen yasaklardan belli ki(!) haberi yok… Hay Allah! Oysa ki eski Tarım Bakanı Faruk Çelik de, 2018 yılından itibaren sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere destek verilmeyeceğini belirtmişti.

   Ekonomi batmış, tulumbanın suyu bitmiş, şimdi de milletin yastık altı altınlarını istiyorlar. Sanırsın milli mücadeledeyiz!..

   Halktan yastık altı varlıklarını isterken yaşadığınız lüksten, israftan utanmıyor musunuz?

   Yıllardan beri ekonomisi tıkanan her hükümetin denemeye kaktığı "yastık altı altınları ekonomiye kazandırma" çabası ülkemizi düzlüğe bir türlü çıkaramadı.

   Hazineye faizli dolar koyacağınıza altın koymuş olsaydınız yabancı sermayeye dayalı bir sisteme bağımlı kalmazdınız.

   Geldiğimiz sonuç; “Ülkenin eldeki değerlerinin israf edilmesidir…” 

   Siz Müslüman mısınız?

   Ya da nasıl Müslümansınız?

   Tutumlu değilsiniz, savurgansınız, süsten, gösterişten kaçınmadınız, gereksiz yere halkın hakkını tüketiyorsunuz… Malı mülkü helak ediyor, faydasız hale getiriyor, sarf ediyorsunuz. Bence İslam dinini de kendinize göre yaşıyorsunuz!..

   Bu bölümü okumadıysanız(!)  “AMEL ETMEDİYSENİZ!” ya da aklınıza gelmiyorsa, hatırlayın istedim...

   Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamazmış:
1- Ömrünü nasıl geçirdi?
2- İlmi ile nasıl amel etti?
3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti?
4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı? (Tirmizi)



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Banyo sahnesi geceye damga vurdu

Oyuncu Sinem Kobal rol aldığı Yüz Yüze dizisindeki cüretkar banyo sahneleriyle dikkatleri üzerine çekti. Uzun bir süredir ekranlarda olmayan Sinem Kobal, sessizliğini Yüz Yüze dizisiyl...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

"Toplu taşımada yaşlılara yer vermeyin"

İngiltere'deki Oxford Üniversitesi’nden bir profesör, yaşlı insanların oturmak yerine ayakta durmaya teşvik edilmesinin beden sağlıkları için daha iyi olduğunu açıkladı.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR